86
Esra ile dergilere iyice gömülmüş okurken ve arada birbirimize okuduklarımız hakkında şaşkın şaşkın bilgiler sunarken, bir yandan da rüzgarın giderek hızını artırdığı vakitlerde sürpriz ziyaretçilerimiz geldi Cafe 7.ODA'ya.. Blogunu takip ettiğim Eksper Mental ile Yitik Ülke Yayınları ve Potkal Kitap'ın sahibi Kadir Aydemir.. Keyifli bir sohbet oldu.. 7.Oda'yı çok beğenen Kadir, cafemizde bazı kitaplarını da görmenin mutluluğunu yaşarken hemen bir anlaşma yapıverdik bile..
En kısa sürede Yitik Ülke Yayınları'nın kitapları Cafe 7.ODA'da satılıyor olacak :)
85
Benim için bu günün dergisi #tarih oldu. "Tanrı Böyle Buyurmadı" adıyla çıkan bu ayki sayısı Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta, din kisvesine bürünmüş zulüm, cinayet ve katliamların izini sürüyor.
"İlk atası elmadan ısırık alınca müebbet sürgün cezasına çarptırılan insan, Tanrı'dan öc alırcasına günah işlemeye devam etti. Kulları günahtan arındırmak için yola çıkan semavi dinler de, çoğu zaman yeni günahlara malzeme edildi. Savaşların çoğu din veya kutsal değerler adına yapıldı. Öldüren de öldürülen de Tanrı adına hareket etti veya cezalandırıldı." diye başlayan dergi soruyor:
"Tanrı'ya duyulan muhabbet nasıl ve ne zaman hiddet ve şiddete dönüştü?"
84
İki kişi bir boş kağıdın karşısına oturmuş, istedikleri gibi çizmeye başlamışlar.. Ortaya renkli muhteşem bir resim çıkmış.. Tam derin bir nefes alıp güzelliğin tadını çıkaracakken, içlerinden birisi birkaç fırça darbesiyle bütün resmi değiştirmiş.. Diğeri hiç müdahale edememiş, bozulan yerleri de düzeltememiş.. Sonunda da bir karar vermiş, elindeki fırçanın hiçbir işe yaramadığını idrak ettiği an.. Bu onun resmi.. bizim değil..
Ve fırçayı bırakmış..
Resim çizmek zor iş.. Ben fotoğraf çekmeyi seviyorum ki.. İstediğim kadar karanlık üstelik..
*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu
Ve fırçayı bırakmış..
Resim çizmek zor iş.. Ben fotoğraf çekmeyi seviyorum ki.. İstediğim kadar karanlık üstelik..
*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu
83
Öykü'ye karne hediyesi bu kez çok değişik bir şey aldım.. Exit yarışmasına bilet :) Bu oyun evi yeni bir trend olarak yayılmaya başlamış. Bir eve kapatılıyorsunuz ve oda oda ilerleyebilmek için ipuçlarını bulup, çözüp, kilidi açıp bir sonraki odaya geçerek en sonunda çıkışa ulaşıyorsunuz.. ya da ulaşamıyorsunuz.. Süre 60 dakika.. En fazla 5 kişilik bir ekip kurabilirsiniz.
Ben ekibi kurma işini Öyküye bıraktım. Hediye ona ait, kimlerle katılmak istediğini kendisi seçti.. Çok doğru bir ekip kurduğunu yarışmadayken anladık. Çünkü hemen hepimiz farklı odalarda işe yarayıp çıkışa gidebilecek kapıları açtık. Mehmet, Levent, ben, Öykü ve Emrah'tan oluşan ekibimiz ile süremiz bitmeden çok önce çıkışa ulaşabilmiştik. İlk odada henüz ne yapacağımızı da tam anlayamadığımız için ve henüz konsantre de olamadığımız için fazla oyalandık.. Ve son odada da hepimiz yanlış bir çözüm yoluna odaklandığımızdan zaman kaybetsek de yine de sonunda başardık..
Bursa Exit .. Gayet iyi ve zeki bir oyun.. Hem zeki hem de heyecanlı bir oyun arayanlara tereddütsüz tavsiye ederim..
İlk fotoğraf eve girip yarışmaya başlamadan önce.. Son fotoğraf evden çıkmayı başardığımızda :)
Çıktığımızda bizi karşılayan Bursa Exit ekibinin, bizi tanıyıp Cafe 7.Oda'dan olduğumuzu bilmeleri de benim için hoş bir güzellik oldu :)
82
12 Şubat 2015'te İstanbul'dan yolculuğuna başlayacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali için Alkan Avcıoğlu'ndan 20 Öneri: Kalbiniz Yerindeyse Bu 20 Filmi Kaçırmayın :)
(30 Ocak 2015 - BirGün)

42 ülkeden 115 filmin gösterileceği 14. !f İstanbulUluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri bugün satışa çıkıyor. Kalbiniz yerindeyse, aşağıdaki 20 filmi kaçırmayın.
Olağanüstü bir görsel dille ve de adeta bir Saul Leiter fotoğrafının gücü ve dinginliğiyle tarihten bir kesit sunan film, belleklerde uzun süre yer edecek kadar etkileyici.

2000’lerin en yetenekli yönetmenlerinden biri olan Sergei Loznitsa’nın Ukrayna devrimini anlatan belgeseli sadece festivalin değil yılın en önemli filmlerinden biri.
Amerikalı eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan film, taze ve ezber bozan mizahıyla ışıldıyor. Justin Simien’in yönettiği ‘Sevgili Beyaz Irk’, ırkçılığa ve politik doğruculuğa dair adeta bir anti klişe timi görevi üstleniyor.
Derek Jarman’ın pek az insanın görme şansına eriştiği, 1984 tarihli gece kulübü filmi ‘Benimle Dans Eder Misin?’ bu seneki programın zirvelerinden biri.
Sundance Film Festivali’nden ayağının tozuyla !F’e gelen film, Kanadalı yönetmen Guy Maddin’in son harikası. Sessiz filmlere saygı duruşunda bulunan ‘Yasaklı Oda’ programın kaçırılmaması gereken filmlerinden.

Cannes’da gösterildiğinden bu yana dillerden düşmeyen filmlerden biri ‘Kabile’. Bu seneki festivalin eşsiz sinema deneyimlerinden birine hazır olun.
Yakın dönem sinema tarihinin en önemli belgesellerinden biri olan ‘Öldürme Eylemi’nin bir nevi tamamlayıcısı sayılabilecek ‘Sessizliğin Bakışı’ şüphesiz ki sıkı festival takipçilerinin programda en merakla beklediği film.
Biraz fazla fiyakalı ve kendini beğenmiş derecede stilize olsa da Stuart Murdoch’ın filmi, Belle & Sebastian grubunun hayranları için kaçırılmaması gereken bir müzikal.
Ramin Bahrani günümüz Amerikan sinemasının en kıymetli yönetmenlerinden biri. ‘99 Ev’ “Amerikan Rüyası”nın foyasını meydana çıkaran neo-realist filmografisinin son halkası.
Eğer festivalde sadece bir filme gidecekseniz ‘Gececiler’i tercih edin. Eğer festivalde sadece iki filme gidecekseniz ‘Gececiler’i bir daha izleyin. “Günümüzün Gazap Üzümleri” olarak nam salan bu belgeseli kaçırmak büyük hata olur.
Toronto Film Festivali’nin Geceyarısı Çılgınlığı bölümünün şampiyonu ‘Aylak Vampirler’in yılın en çılgın komedisi olduğu kulaktan kulağa yayılıyor.

Ira Sachs’ın gerçekçi, etkileyici ve yürek parçalayan filmi bu seneki festivalin izleyici favorilerinden birine dönüşebilir.
Bu topraklardan kolay kolay çıkmayacak kadar taze bir mizaha sahip ve kendini meselesine adamış bir film. Mizah demişken, bu filmin kafası öyle böyle değil. Salonda gülmekten koltuklarından düşen kalabalık bir izleyici ile birlikte izlenmesi özellikle tavsiye olunur.
'Yaratık'ın (Alien) unutulmaz tasarımlarına imza atan sürrealist ressam H.R. Giger'ın hayatına ve yaratıcı evrenine odaklanan bu belgesel, özellikle sanatçının hayranları için kaçırılmaz bir fırsat.
Hazine avcısı bir sinefilseniz bu film ilk bilet alacaklarınızdan olsun. Alışılmamış derecede özgün olan film görsel anlamda da çok güçlü.
En hit filmlere biletlerinizi almak için başkaları kadar can atmayanlardansanız ve film festivallerinde sabrın en büyük mükafatı getirdiğini biliyorsanız, doğru adrese geldiniz. Pedro Costa’nın filmine hiç düşünmeden bir bilet alın.

Sadece hafızalara kazınan müzik kullanımı için bile izlenmeyi hak eden film, kendine özgü bir ritim yakalayarak tavizsiz ve belleklere yapışan bir atmosfer kurmayı başarmasıyla da ilgiyi hak ediyor.
Sinema tarihinin en benzersiz yönetmenlerinden biri olan Sergei Parajanov’un başyapıtı ‘Narın Rengi’ni perdede izleme fırsatını kaçırmayı düşünmüyorsunuz değil mi?
1960’lar ve 1970’ler Yeşilçam’ının Hollywood’u ayağımıza getiren bir hayli fantastik bir yüzünü anlatan bu belgesel, arşiv görüntüleri ve röportajlarıyla bu seneki festivalin en eğlenceli tercihlerinden biri.
Aylardır sinemaseverlerin kulağına çalınan ve meraklarını kabartan Alejandro González Iñárritu’nun son filmi, Oscar arifesinde kuşkusuz ki festivalin bu seneki gözdesi.
81
Alkol.. Ve umursamazca hız yapmak.. İkisi birleşince çoğunlukla kaza ile sonuçlanıyor son..
Alkolün insanda başarıyla yaptığı şey: Cesaret Vermek.. Ve o cesaretle de insanın tek düşüncesi o an: "Bana bir şey olmaz!" Sanki o an dünya yansa umrunda olmaz ve hatta o an dünya yansa ona bir şey olmaz!.. İşte bu devamında inanılmaz bir özgüven, körlük, cesaret ve umursamazlık getiriyor..
Bu duyguyu yaşamak, eğer ki alkol sınırını biliyorsan, arasıra gayet güzel bir şey..
Ama sınırını bilmiyorsan!?
Az önce bizim sokakta bir kaza oldu. Aşırı alkollü 3 genç bir evin bahçe duvarına girdiler.. Neyse ki hafif yaralanma dışında kimsede bir şey yok. Duvar yıkıldı, arabanın (BMW) önü haşat.. Ama ya bir duvara değil de bir insana çarpsalardı...
Sadece sınırını bilmeli insan.. Sınırını bildiğin takdirde bu dünyada her şeyin tadını çıkarabilirsin..
Alkolün insanda başarıyla yaptığı şey: Cesaret Vermek.. Ve o cesaretle de insanın tek düşüncesi o an: "Bana bir şey olmaz!" Sanki o an dünya yansa umrunda olmaz ve hatta o an dünya yansa ona bir şey olmaz!.. İşte bu devamında inanılmaz bir özgüven, körlük, cesaret ve umursamazlık getiriyor..
Bu duyguyu yaşamak, eğer ki alkol sınırını biliyorsan, arasıra gayet güzel bir şey..
Ama sınırını bilmiyorsan!?
Az önce bizim sokakta bir kaza oldu. Aşırı alkollü 3 genç bir evin bahçe duvarına girdiler.. Neyse ki hafif yaralanma dışında kimsede bir şey yok. Duvar yıkıldı, arabanın (BMW) önü haşat.. Ama ya bir duvara değil de bir insana çarpsalardı...
Sadece sınırını bilmeli insan.. Sınırını bildiğin takdirde bu dünyada her şeyin tadını çıkarabilirsin..
80
Daha önce The Double'ı izlemiş ve kısa notlar almıştım, bakınız: 57.Not
Bu gece kızımla birlikte bir kez daha izledim The Double'ı.. Ve yine epey zorladı beni.. bir Dostoyevski sever olarak Öykü, ilk kez izliyor olmasına rağmen, bazı sahnelerde anlatılmak isteneni benden daha iyi anladı.. Okumak için daha fazla zaman yaratabilmeliyim!
Alkan Avcıoğlu'nun 2014'te Ülkemizde Vizyona Giren En İyi 10 Film listesinde 2.sıraya yerleştirdiği The Double için yazdığı kısa notu yeniden okuyorum..
Öteki (The Double)
Genç ve yetenekli İngiliz yönetmen Richard Ayoade’den Dostoyevski’nin aynı isimli hikayesinin sıradışı ve stilize bir uyarlaması. Terry Gilliam ve Roman Polanski ilhamlı, Kafkaesk atmosferi ile dikkat çeken film barındırdığı bol referansa rağmen 2014’te vizyona giren en özgün ve yaratıcı çalışmalardan biriydi.
Bu gece kızımla birlikte bir kez daha izledim The Double'ı.. Ve yine epey zorladı beni.. bir Dostoyevski sever olarak Öykü, ilk kez izliyor olmasına rağmen, bazı sahnelerde anlatılmak isteneni benden daha iyi anladı.. Okumak için daha fazla zaman yaratabilmeliyim!
Alkan Avcıoğlu'nun 2014'te Ülkemizde Vizyona Giren En İyi 10 Film listesinde 2.sıraya yerleştirdiği The Double için yazdığı kısa notu yeniden okuyorum..
Öteki (The Double)
Genç ve yetenekli İngiliz yönetmen Richard Ayoade’den Dostoyevski’nin aynı isimli hikayesinin sıradışı ve stilize bir uyarlaması. Terry Gilliam ve Roman Polanski ilhamlı, Kafkaesk atmosferi ile dikkat çeken film barındırdığı bol referansa rağmen 2014’te vizyona giren en özgün ve yaratıcı çalışmalardan biriydi.
79
"Seninle hiçbir yere varamadığımızda fark ettim. Dünyayı unutmak için yanlış aşkı seçmişim..''
- Jan Ender Can -
*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu
78
Yılbaşı armağanlarımı açmaya devam ediyorum.. Böyle zamana yaya yaya açmak çok keyifli oluyor.. Hem her armağanın daha iyi hakkını verebilecek vaktim oluyor hem de insanın ihtiyacı olduğunda açabileceği hediye paketleri olması çok güzel bir his..
Mügecim, İstanbula gittiğinde Robinson Crusoe 389 kitabevini gezerken bana da bir şey almadan çıkmamış.. Rudolf Arnheim'in 1930'lu yıllardaki yazılarından oluşan "Sanat Olarak Sinema" adlı kaynak kitabı.. O yılları ve sinemanın erken dönemindeki gramerini okumak keyifli olacak..
Kitabın açılış cümlesini de not edelim:
"Bir kitap on beş yaşında hala hayattaysa, artık eski değildir."
Sağlam bir ifade.. Açılış paragrafı şöyle devam ediyor: "Zamanda yerini bulmuştur, fakat zamanın aşındırıcı etkisinden artık zarar görmüyordur. İyi ya da kötü, olduğu gibi durmaktadır."
77
"sen kırmızının boyadığı değil, kırmızıyı da boyayandın çoğu zaman..
hayat hep gri değil miydi ki sanki ve sen hep kırmızıyı nerden buluyordun?
bu gri dünyanın renk körüsün sen,
çokça kırmızısı bolca beyazı olan.."
bazen anlık bir mesajda şiir yazıyor insan farkına bile varmadan.. Burak da onlardan biri..
hayat hep gri değil miydi ki sanki ve sen hep kırmızıyı nerden buluyordun?
bu gri dünyanın renk körüsün sen,
çokça kırmızısı bolca beyazı olan.."
bazen anlık bir mesajda şiir yazıyor insan farkına bile varmadan.. Burak da onlardan biri..
76
Sabir Fikir dergisinin aralık sayısını okuyorum hala.. Birkaç yıl önce izlediğim ve sevdiğim ve yeniden izlemeliyim dediğim Black Mirror dizisi hakkında, F.Cihan Akkartal'ın "Ekrana Çok Yakından Bakma" adlı yazısını okuyorum.. ki defterime düştüğüm notları da paylaşırım yine.. Ama o yazıda dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu.. Dizideki bir karakteri anlatmak için kullandığı betimleme.. "..pembe 80'lerin uyurgezer ilan edilen MTV gençliğinin sıradan bir üyesi.." diyor Jennifer için.. Durup kalıyorum birden.. Ben de o gençliktenim!! Doğru bir betimleme mi diye düşünüyorum.. E valla doğru gibi!! :) pembe bir kuşağın uyurgezer gençleriydik..
75
Hint Astrolojisine göre haftanın her gününün kendine has bir enerjisi yani gezegeni varmış. Bu enerjilerin ne olduğunu bilirsek, en genel hali ile bu günlerde yapacağımız işleri de buna göre yönlendirme şansımız olurmuş.
Bu ne kadar doğru bilmem ama Cuma (Venüs) günü doğan ben ile Salı (Mars) günü doğan kızımın günlerini okuduğumda özellikler birebir tutuyor :)
Eğer Pazartesi günü doğduysanız, duygusal hassasiyetlere yatkın, ruhsal olarak bir durumdan diğerine çabuk geçebilen birisi olabilirsiniz. Aileniz ve muhtemelen anneniz sizin için önemli olacaktır. Su ile aranız iyi olabilir. Ya da suya yakın yerlerde yaşamak istersiniz. İnsanlarla, işlerinizle yani uğraşı alanlarınızla duygusal bağlantılar veya bağlanmalara eğiliminiz olacaktır. Beslenmek ve beslemek sevdiğiniz bir uğraşı olabilir. Depresif olmaya daha yatkın olacağınız için stres ve hassasiyetlere eğilimli olacağınızı bilin. Eviniz sizin için önemli olacaktır. Kendinizi evinizde rahat hissedersiniz. Duygusal olarak hassas birisinizdir.
Aktif, mücadeleci, sportif bir yapınız vardır. Enerjisi yüksek birisiniz. Spor ile fazla enerjinizi dengelemek sizi rahatlatır. Siz monoton ve durağan işlerden, koşullardan çabuk sıkılan bir yapıda olabilirsiniz. Liderlik özellikleriniz yüksektir. Önde olmak, öne geçmek, ele aldığınız işlerde başkalarıyla rekabet etmeye içgüdüsel olarak yönelebilirsiniz. Fiziksel ve teknik işlerde, koşturma ve adrenalin isteyen alanlarda kendinizi daha rahat ifade edebilirsiniz. Hırslı ve savaşçı bir yapınız vardır, kolay pes etmezsiniz.
İletişime açık birisiniz. Kendinizi ifade etmek, yazılı veya sözlü yolla ortaya koymak sizin için önemli olacaktır. Gazetecilik, yazarlık, basın ve medya gibi alanlara doğal eğiliminiz olabilir. Satış ve pazarlama yönünüz kuvvetli olabilir. İfade alanlarına önem veren, konuşmayı, iletişim kurmayı seven birisi olabilirsiniz. Hızlı düşünen pratik çözümler bulan taraflarınız vardır veya bu yönlerinizi zamanla daha iyi kullanmayı öğrenirsiniz. Entelektüel bilgi veya bilgi sizin için önemlidir. Ticari alanlarda çalışmak, ticari konularla uğraşmak doğal yetenekleriniz arasında olabilir.
Ruhsal gelişime, dini konulara, spritüal alanlara doğal meraklarınız olabilir. Eğitim ve öğrenim sizin için önemlidir. Güler yüzlü, mutlu veya çevrenize dönük biri olarak bilinirsiniz. Paylaşmayı seversiniz, canlılara merhametlisinizdir. Bilgi ve öğrenmek, hayatı paylaşmak sizin için önemlidir. Çevrenize yardım eden, yol gösteren bir misyonunuz olabilir. Ruhsal alanlara doğuştan eğilimini vardır.
Sosyal, keyfine düşkün, rahat yaşamayı seven, duygusal hayatına önem veren insanlardır. Geniş bir arkadaş çevreleri olabilir. Güzel arabalar, evler, çevrelerinde güzellikler görmek ilgilerini çeker veya onları mutlu eder. Kendileri ile barışıktırlar. Stresi, kavgayı, sorunları sevmezler. Gergin ortamlardan hiç hoşlanmaz, hemen o alandan çıkmak isterler. Her şeyin güzel olmasını isterler. Lükse veya iyi yaşama dönük olabilirler. Sosyal aktiviteler ve arkadaşları onlar için önemlidir. Çevreleri tarafından sevilen, karşı cinsin ilgisini çeken, flört veya ilişkilerini önemseyen bireylerdir.
Dayanıklı insanlardır. Dışarıdan ciddi, mesafeli görülebilirler. Ancak sağlam bir kişilikleri ve hayata karşı metanetli bir duruşları vardır. Birçok badire atlatabilir ama bir şekilde ayakta kalırlar. Olgundurlar. Etik ve doğrucu olurlar. Yaptıkları işi en iyi biçimde ele almak isterler. Bir anda birçok işi yapamayabilirler veya çok analitik bir bakışları olmaya bilir ama yaptıkları düzgün yapan, sonuç odaklı ruhsal olarak olgun bireylerdir. Prensipleri vardır ve oradan pek kolay ayrılmazlar. Çok esnek değillerdir.
Doğal liderdirler. İnisiyatif almayı seven, idari yetenekleri yüksek, insan kaynakları, yönetsel konular, üst düzey YÖNETİM alanlarına uygun enerjileri bulunur. Önde olmayı severler. Kontrolcü bir yapıları vardır. Güneş enerjisi Marstan farklı olarak koruyan, bir anlamda baba figürünü de temsil ettiği için bu kişiler çevrelerine karşı korumacı olurlar. Otoriterdirler. Zayıflığa tahammülleri olmaz. Geride kalmayı herhangi biri gibi görünmeyi sevmezler. Yönetsel konulara doğal yatkınları vardır ve yönetmeyi, idare etmeyi severler. Bulundukları alanda tek yetkili olmaya dönüktürler. Yani tek kral onlar olmalıdır. Öte yandan genellikle işe ve kariyere dönük olurlar. Özellikle erkeklerde Pazar yani Güneşi temsil eden günde doğanlar iş ve çalışma ile mutlu olan bireyler olabilirler.
Kaynak: http://www.sebnemeksib.com.tr/
Bu ne kadar doğru bilmem ama Cuma (Venüs) günü doğan ben ile Salı (Mars) günü doğan kızımın günlerini okuduğumda özellikler birebir tutuyor :)
- PAZARTESİ, Ay günüdür. Meşhur Pazartesi sendromunun bugüne denk gelmesi sadece haftanın ilk iş günü olmasıyla ilgili değildir. Zira Ay, astroloji anlamında gelgitli, iniş çıkışlı duygusal etkilere açık olduğumuz enerjilere sahip bir gezegendir. Bu nedenle pazartesi günü duygusal iniş çıkışlara daha yatkın oluruz. Diğer yandan Hint astrolojisinde Ay enerjisi iştah ve beslenme ile de bağlantılıdır. Bu nedenle Pazartesi günü bilinenin aksine diyete başlamak adına çok uygun bir gün değildir. Ayrıca bugünü yorucu fiziksel aktivitelerle de geçirmemek doğru olur. Temizlenmek, arınmak, dinlenmek, yemek yapmak için ise uygun bir gündür.
Eğer Pazartesi günü doğduysanız, duygusal hassasiyetlere yatkın, ruhsal olarak bir durumdan diğerine çabuk geçebilen birisi olabilirsiniz. Aileniz ve muhtemelen anneniz sizin için önemli olacaktır. Su ile aranız iyi olabilir. Ya da suya yakın yerlerde yaşamak istersiniz. İnsanlarla, işlerinizle yani uğraşı alanlarınızla duygusal bağlantılar veya bağlanmalara eğiliminiz olacaktır. Beslenmek ve beslemek sevdiğiniz bir uğraşı olabilir. Depresif olmaya daha yatkın olacağınız için stres ve hassasiyetlere eğilimli olacağınızı bilin. Eviniz sizin için önemli olacaktır. Kendinizi evinizde rahat hissedersiniz. Duygusal olarak hassas birisinizdir.
- SALI günü, Mars tarafından yönetilir. Mars, fiziksel olarak hareket ve enerji veren bir gezegendir. Bizim savaşçı ve mücadeleci tarafımızı temsil eder. Bu nedenle Salı günü fiziksel güç isteyen işlere yönelmek, spora başlamak, aktivasyon içinde olmak, hareket gerektiren işleri düzenlemek, teknik konulara eğilmek, tadilat ve tamirat yapmak, rekabet gerektiren işlerimiz varsa bu alanlarda adım atmak adına uygundur. Temizlenmek, arınmak enerjilerini desteklemez. Temizlik gününü Salı’ya denk getirmek pek uygun değildir anlayacağınız. Salı günü kırmızı ile temsil olur. Bugün özellikle fiziksel aktiflik gerektiren uğraşmanız gereken bir iş varsa, üzerinizde kırmızı bir giysi bulundurmak, aksesuar takmak iyi gelecektir. Salı günü ayrıca telaş ve adrenalin açısından enerjilerin yüksek olduğu bir gündür. Bu nedenle kazalara, dalgınlıklar veya fark etmemek kaynaklı sakarlıklara dikkat edin.
Aktif, mücadeleci, sportif bir yapınız vardır. Enerjisi yüksek birisiniz. Spor ile fazla enerjinizi dengelemek sizi rahatlatır. Siz monoton ve durağan işlerden, koşullardan çabuk sıkılan bir yapıda olabilirsiniz. Liderlik özellikleriniz yüksektir. Önde olmak, öne geçmek, ele aldığınız işlerde başkalarıyla rekabet etmeye içgüdüsel olarak yönelebilirsiniz. Fiziksel ve teknik işlerde, koşturma ve adrenalin isteyen alanlarda kendinizi daha rahat ifade edebilirsiniz. Hırslı ve savaşçı bir yapınız vardır, kolay pes etmezsiniz.
- ÇARŞAMBA günü, Merkür günüdür. İletişim, ticari bağlantılar, gençlerle ilgili konuları ele almak, görüşmeler yapmak adına bugün uygundur. İletişim açısından çözmeniz gereken bir işi, ticari bir bağlantıyı veya konuyu, gençlerle ilgili halletmeniz gerekenleri Çarşamba gününe alabilirsiniz. Eğer önemli telefon görüşmeleriniz varsa, haftalık planlarınız içinde haberleşme ve iletişim gerektiren konular bulunuyorsa, Çarşamba gününe almak doğru olur. Çarşamba günü Merkür günü olması nedeniyle, yazarlık, eğitmenlik, seminer ve konferans, basın ve reklam işleri adına da destekli bir gündür. Bugün yeşil giyinmek, üzerinizde yeşil bir takı, taş bulundurmak veya aksesuar takmak iletişim etkileriniz adına daha rahatlatıcı olacaktır.
İletişime açık birisiniz. Kendinizi ifade etmek, yazılı veya sözlü yolla ortaya koymak sizin için önemli olacaktır. Gazetecilik, yazarlık, basın ve medya gibi alanlara doğal eğiliminiz olabilir. Satış ve pazarlama yönünüz kuvvetli olabilir. İfade alanlarına önem veren, konuşmayı, iletişim kurmayı seven birisi olabilirsiniz. Hızlı düşünen pratik çözümler bulan taraflarınız vardır veya bu yönlerinizi zamanla daha iyi kullanmayı öğrenirsiniz. Entelektüel bilgi veya bilgi sizin için önemlidir. Ticari alanlarda çalışmak, ticari konularla uğraşmak doğal yetenekleriniz arasında olabilir.
- PERŞEMBE günü, Jüpiter günüdür. Dini veya ruhsal çalışma yapmak adına bugün çok uygundur. Yoga, meditasyon, astroloji çalışmaları, ruhsal konular, dini toplantılar ve araştırmalar, eğitim konuları, seyahat ve benzeri planlamalar veya başlangıçlar adına Perşembe günü uygun etkiler barındırır. Ayrıca çocuklarla ilgili çözmeniz gereken işleri Perşembe günü ele alabilirsiniz. Eğer eğitim benzeri bir işe bağlayacaksınız, kişisel gelişim, astroloji ve benzeri konularda bir başlangıç yapacaksanız, Perşembe uygun bir gündür. Bugünü aşırı aktif ve agresyon içinde geçirmemeye bakın. Ruhsal konular veya daha zarif sakin işleri bugüne denk getirmeye, araştırma yapmaya ayırmaya gayret edin. Bugünün rengi sarıdır. Perşembe günü sarı aksesuarlar, takılar veya giysiler günün Jüpiter enerjisini daha da vurgulu yapacaktır.
Ruhsal gelişime, dini konulara, spritüal alanlara doğal meraklarınız olabilir. Eğitim ve öğrenim sizin için önemlidir. Güler yüzlü, mutlu veya çevrenize dönük biri olarak bilinirsiniz. Paylaşmayı seversiniz, canlılara merhametlisinizdir. Bilgi ve öğrenmek, hayatı paylaşmak sizin için önemlidir. Çevrenize yardım eden, yol gösteren bir misyonunuz olabilir. Ruhsal alanlara doğuştan eğilimini vardır.
- CUMA günü ise Venüs günüdür. Bugün eğlence, arkadaş toplantıları, aşk ve ilişkiler adına uygun enerjiler bulunur. Evlilik adına adım atmak en çok Cuma günü desteklenir. Diğer yandan Cuma günü alışveriş yapmak, takı ve benzeri alımlar, estetik ve kişisel bakımlar için yine çok uygundur. Bugün iş dışında sosyal alanlara dönebileceğiniz, kendinize zaman ayırabileceğiniz, keyifli işlere yönelmeniz gereken bir gündür. Aslında Cuma tam bir dinlenme günüdür ama günümüz koşullarında bunu uygulamak pek mümkün olmuyor. Yine de eğer imkânınız ve zamanınız varsa, Cuma gününü dinlenerek, kendinize vakti ayırarak geçirmeye gayret edin veya sosyal ilişkilerinize zaman ayırın.
Sosyal, keyfine düşkün, rahat yaşamayı seven, duygusal hayatına önem veren insanlardır. Geniş bir arkadaş çevreleri olabilir. Güzel arabalar, evler, çevrelerinde güzellikler görmek ilgilerini çeker veya onları mutlu eder. Kendileri ile barışıktırlar. Stresi, kavgayı, sorunları sevmezler. Gergin ortamlardan hiç hoşlanmaz, hemen o alandan çıkmak isterler. Her şeyin güzel olmasını isterler. Lükse veya iyi yaşama dönük olabilirler. Sosyal aktiviteler ve arkadaşları onlar için önemlidir. Çevreleri tarafından sevilen, karşı cinsin ilgisini çeken, flört veya ilişkilerini önemseyen bireylerdir.
- CUMARTESİ günü, Satürn günü. Dolayısı ile Cumartesi günü Satürn enerjisine sahiptir. Satürn kısıtlayan, öğreten etkilere sahiptir. Sabır ve metaneti temsil eder. Bugün sabır gerektiren işler, üretim alanları, büyük işletmeler, estetik ve duygusal konular yerine daha sağlam ve uzun vadeli konulara yönelmek daha doğrudur. Her durumda Cumartesi günü sonuçları uzun vadeye yayınlanacak işler ele alınabilir. Örneğin, nikâh ve düğünler sıklıkla Cumartesi planlanır. Normalde Satürn enerjisine ters gibi duran evlilikle ilgili her türlü adım, sonuçları uzun vadeye yayılacak önemli bir durum olduğu için Cumartesi başlangıcı yapılabilir. Cumartesi gününe kalıcı işleri denk getirmeye gayret edin. Diğer yandan bu konular hemen gelişme göstermeye bilir, sonucunu beklerken sabırlı olmanız gerekebilir.
Dayanıklı insanlardır. Dışarıdan ciddi, mesafeli görülebilirler. Ancak sağlam bir kişilikleri ve hayata karşı metanetli bir duruşları vardır. Birçok badire atlatabilir ama bir şekilde ayakta kalırlar. Olgundurlar. Etik ve doğrucu olurlar. Yaptıkları işi en iyi biçimde ele almak isterler. Bir anda birçok işi yapamayabilirler veya çok analitik bir bakışları olmaya bilir ama yaptıkları düzgün yapan, sonuç odaklı ruhsal olarak olgun bireylerdir. Prensipleri vardır ve oradan pek kolay ayrılmazlar. Çok esnek değillerdir.
- PAZAR günü ise “Güneş” günü. Gerçekte Pazar günü tatil için uygun değildir. Yaşam enerjisini ve kariyeri temsil eden gezegen, bugün batı geleneklerinde tatil günü ilan edilmiş olsa da, aslında oldukça verimli bir gündür. Enerji isteyen konular, şifa çalışmaları, yönetsel işler, idari işler açısından uygun bir gündür.
Doğal liderdirler. İnisiyatif almayı seven, idari yetenekleri yüksek, insan kaynakları, yönetsel konular, üst düzey YÖNETİM alanlarına uygun enerjileri bulunur. Önde olmayı severler. Kontrolcü bir yapıları vardır. Güneş enerjisi Marstan farklı olarak koruyan, bir anlamda baba figürünü de temsil ettiği için bu kişiler çevrelerine karşı korumacı olurlar. Otoriterdirler. Zayıflığa tahammülleri olmaz. Geride kalmayı herhangi biri gibi görünmeyi sevmezler. Yönetsel konulara doğal yatkınları vardır ve yönetmeyi, idare etmeyi severler. Bulundukları alanda tek yetkili olmaya dönüktürler. Yani tek kral onlar olmalıdır. Öte yandan genellikle işe ve kariyere dönük olurlar. Özellikle erkeklerde Pazar yani Güneşi temsil eden günde doğanlar iş ve çalışma ile mutlu olan bireyler olabilirler.
Kaynak: http://www.sebnemeksib.com.tr/
74
Günlerin Köpüğü / Mood Indigo / L'Ecume des Jours
Fransız yazar, müzisyen ve sürrealist Boris Vian'ın (1920-1959) sürrealist bir atmosferin sınırlarında gezinen romanı..
Güzel kızlarla aşk yaşamaya bayılan zengin adam Colin'in, Duke Ellington şarkılarından fırlamış gibi bir varoluşa, neşeli bir güzelliğe sahip Chloe'ye aşık olmasıyla başlıyor hikayemiz.. Genç çift kısa sürede evleniyor, bir o kadar kısa sürede de Chloe göğsünde bir nilüfer çiçeği açtıran, tuhaf bir hastalığa yakalanıyor. "Güzel çiçek Chloe" günden güne solarken, Colin elinden geleni yapsa da bunlar hiçbir işe yaramıyor. Hikaye, başladığı kadar tuhaf bir şekilde sonlanıyor.
Kitabı: Boris Vian'ın adeta gördüğü bir rüyayı kaleme aldığı ilham verici bu eseri yıllar içinde klasikleşmiş. 1940'lardan ve yazarın hayal dünyasından çokça manzara sunuyor.
Nitekim önsözünde diyor ki Vian: ".. ileride gelecek olan sayfalar tüm gücünü tamamen gerçek bir öyküden almıştır, çünkü başından sonuna kadar ben hayal ettim.."
Çizgiroman Kitabı: Aslında bir çizgiroman yazarı olan Jean David Morvan çizimlerinden oluşan bir uyarlama. Diyalogların aktarılmasından hikaye akışına kadar eli yüzü düzgün bir iş çıkarmış ortaya..
Filmi: Vian gibi başka bir sürrealist olan yazar-yönetmen Michel Gondry'nin yorumuyla bir filme dönüştüğü için merak ve heyecan tavana vuruyor. Hemen herkesin kalbinde taht kuran filmi 'Eternal Sunshine of the Spotless Mind / Sil Baştan'ın üç yazarından biri olarak senaryo dalında Oscar ödülü kazanan Gondry'nin 7. uzun metrajlı filmi..
Fransız yazar, müzisyen ve sürrealist Boris Vian'ın (1920-1959) sürrealist bir atmosferin sınırlarında gezinen romanı..
Güzel kızlarla aşk yaşamaya bayılan zengin adam Colin'in, Duke Ellington şarkılarından fırlamış gibi bir varoluşa, neşeli bir güzelliğe sahip Chloe'ye aşık olmasıyla başlıyor hikayemiz.. Genç çift kısa sürede evleniyor, bir o kadar kısa sürede de Chloe göğsünde bir nilüfer çiçeği açtıran, tuhaf bir hastalığa yakalanıyor. "Güzel çiçek Chloe" günden güne solarken, Colin elinden geleni yapsa da bunlar hiçbir işe yaramıyor. Hikaye, başladığı kadar tuhaf bir şekilde sonlanıyor.
Kitabı: Boris Vian'ın adeta gördüğü bir rüyayı kaleme aldığı ilham verici bu eseri yıllar içinde klasikleşmiş. 1940'lardan ve yazarın hayal dünyasından çokça manzara sunuyor.
Nitekim önsözünde diyor ki Vian: ".. ileride gelecek olan sayfalar tüm gücünü tamamen gerçek bir öyküden almıştır, çünkü başından sonuna kadar ben hayal ettim.."
Çizgiroman Kitabı: Aslında bir çizgiroman yazarı olan Jean David Morvan çizimlerinden oluşan bir uyarlama. Diyalogların aktarılmasından hikaye akışına kadar eli yüzü düzgün bir iş çıkarmış ortaya..
73
Orjinal Adı: Her
Türkçe Adı: Aşk
Yönetmen: Spike Jonze
Senaryo: Spike Jonze
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Amy Adams
Ülke: ABD
Yıl: 2013
Süre: 126 dakika
Ödülleri:
2014 Akademi Ödülleri - En İyi Özgün Senaryo
Konu:
Çok uzak olmayan bir gelecekte, başkaları için "hisli" mektuplar yazarak geçinen Theodore karısından yeni ayrılmıştır. Geceleri video oyunları oynamakta ve tanımadığı insanlarla telefonda seks yapmaktadır. Bir yapay zeka programı olan OS1 piyasaya sürülünce hemen almaya karar verir. Hayatını düzenlemeye programlı Samantha adındaki yapay zeka, aynı zamanda Theodore'un en yakın arkadaşı ve sevgilisi olacaktır.
Türkçe Adı: Aşk
Yönetmen: Spike Jonze
Senaryo: Spike Jonze
Oyuncular: Joaquin Phoenix, Amy Adams
Ülke: ABD
Yıl: 2013
Süre: 126 dakika
Ödülleri:
2014 Akademi Ödülleri - En İyi Özgün Senaryo
Konu:
Çok uzak olmayan bir gelecekte, başkaları için "hisli" mektuplar yazarak geçinen Theodore karısından yeni ayrılmıştır. Geceleri video oyunları oynamakta ve tanımadığı insanlarla telefonda seks yapmaktadır. Bir yapay zeka programı olan OS1 piyasaya sürülünce hemen almaya karar verir. Hayatını düzenlemeye programlı Samantha adındaki yapay zeka, aynı zamanda Theodore'un en yakın arkadaşı ve sevgilisi olacaktır.
Not: Aşağıdaki bilgiler filme dair detay bilgi içerir. Filmi izlemeyenler için pek faydalı olmaz :)
*** Her; bilim kurgu, komedi, romantik ve dram türlerinin olabilecek en naif harmanlarından biri.. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte gittikçe daha da yalnızlaşan insanlara ve değişen ilişkilere odaklanan gerçekçi bir bilim kurgu!
*** Yönetmen Spike Jonze, kariyerinde ilk defa bir senaristle birlikte değil, kendi başına bir karakter yaratmış. Kaybolmaya başlamış ve yakın gelecekte daha da yitip gidecek hislerin özlemini şimdiden duyan Jonze film boyunca, seyrettiğimiz bu garip geleceğin günümüze benzerliğini baskın bir şekilde hissettirerek sürekli neyin eşiğinde olduğumuzu hatırlatıyor.
*** Her; bilim kurgu, komedi, romantik ve dram türlerinin olabilecek en naif harmanlarından biri.. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte gittikçe daha da yalnızlaşan insanlara ve değişen ilişkilere odaklanan gerçekçi bir bilim kurgu!
*** Yönetmen Spike Jonze, kariyerinde ilk defa bir senaristle birlikte değil, kendi başına bir karakter yaratmış. Kaybolmaya başlamış ve yakın gelecekte daha da yitip gidecek hislerin özlemini şimdiden duyan Jonze film boyunca, seyrettiğimiz bu garip geleceğin günümüze benzerliğini baskın bir şekilde hissettirerek sürekli neyin eşiğinde olduğumuzu hatırlatıyor.
*** Theodore'un yaşadığı şehir: Los Angeles; birbirine mesafeli insanlardan oluşan bireysel hayatlar şehri.. İlk bakışta kendi kendilerine konuşuyormuş sandığımız insanlara yaklaştıkça anlıyoruz ki aslında etraflarındakilerden çok, ellerindeki telefonları ile ilişki halindeler. Şehrin bir yerinden diğerine kalabalık gruplar halinde sürüklenen, kendi içlerine sıkışmış insanlar.. Göz alabildiğine gökdelenlerle kaplı, ufuk yok gibi sanki.. Sokakların yerini mekanları birbirine bağlayan platformlar almış. Apartman girişleri metroya, AVM'ler işyerlerine bağlanıyor. Doğa ve ağaçlar sadece temsili olarak var. Ağaçlar, yeşil bitkiler, bina aralarına, restoranlara sıkışmış, asansörlerde dekoratif gölge resimlere dönüşmüş. Ama tüm bunlar karanlık bir atmosferde değil tam aksine çok pastel tonlarda insanın içini karartmayacak şekilde gösteriliyor. Filmdeki tek canlı yeşillik sahnesi, Theodore ve Catherine'nin boşanma evraklarını imzalamak üzere buluştukları sahne. Bu sahnede "geçmişe duyulan özlem" tasviri her açıdan çok başarılı. Samantha ile gittikleri doğanın derinliklerindeki ıssız dağ evinde ise Theodore, Samantha'nın hayatındaki "tek insan" olmadığı gerçeğiyle yüzleşmeye başlıyor.
*** Her; gelecekte geçmesine rağmen, kıyafetlerdeki "retro" tarz geçmişi hissettirdiği için güzel bir ironi oluşmuş. Filmin abartıdan uzak atmosferi ise enfes.
*** Her; gelecekte geçmesine rağmen, kıyafetlerdeki "retro" tarz geçmişi hissettirdiği için güzel bir ironi oluşmuş. Filmin abartıdan uzak atmosferi ise enfes.
*** Sadece Theodere'un yaptığı iş bile üzerinde saatler konuşabileceğimiz bir konu aslında. Samimiyetin kişilere özel, ısmarlama bir ürün haline geldiği bu "yeni" dünyada insanlar teknoloji ile uyum içinde çalışarak birbirleriyle farklı şekillerde yeniden iletişim kurmaya uğraşıyorlar.
*** Theodore karakteri aradığı ilişkiyi insanlar yerine teknoloji sayesinde bulan içine kapalı bir adam. Bir süredir ayrı yaşadığı ve boşanmak üzere olduğu Catherine ile yaşadığı anlar henüz hafızasında çok taze ve onun yokluğu hayatının her anına hükmediyor. Theodore'un Catherine'i anımsadığı sekanslar, Samantha'yla aralarında geçen ve filmin tamamına yayılan aralıksız diyaloğa zıt olarak sessiz, sadece görüntülerden ibaret. Theodore'un Catherine'i özlediği tüm öznel sahneleri izlediğimizde biz seyirciler de Catherine'i özlüyoruz. Theodore çok yalnız, fakat bu yalnızlığının üstesinden gelmek için ne arkadaşlarıyla buluşuyor, ne de gün içinde insanlarla herhangi bir iletişimde bulunuyor. Onun yerine bir gecelik tele-ilişkiler yaşıyor. Etrafındaki birçok insan gibi bir şeyler yaşamak için vasıtalara ihtiyaç duyuyor. Hayatta hissedilebilecek tüm duyguları hissedip tüketmiş olduğunu ve artık yeni hiçbir şey hissedemeyeceğini düşünen Theodore, Samantha'nın hayatına girmesiyle yeniden etrafıyla ilgilenmeye ve yaşamaktan keyif almaya başlıyor.
*** Theodore'u canlandıran başarılı metot oyuncusu Joaquin Phoenix, karakterini dakikalar boyunca kimseyle göz teması kurmadan, içe dönük beden duruşu ve ağzını kıpırdatmadan konuşması ilenmüthiş bir şekilde canlandırıyor. Her'ün bir karakter filmi olmasının hakkını tek başına sırtlayarak veriyor.
*** Birinin insan diğerinin yazılım olmasının olağandışılığına rağmen, aralarındaki ilişki olağan sevgi sözcükleri ve tipik sevgili kavgalarından öteye gidemiyor. Theodore'un hayatı Samantha ile mutlu olduğu anlarda bile insana huzursuzluk veriyor. Aydınlık ve pastel sinematografisine rağmen bu derin karanlık doğa filmde çok başarılı verilmiş. Ama film bu karanlık doğayı çok da fazla kurcalamaya da girişmiyor. Bu yüzden huzursuzluk hissi de yüzeyde kalıyor.
*** Samantha'nın sesi olarak Scarlett Johanson'ın sesinin seçilmesi de çok ironik. Çünkü Johanson'ın hem sesi hem de görüntüsü ile çok belirgin çağrışımları var. Johanson'ın sesi; Samantha'nın ideal bir ürün! olduğunun zihnimize kazınmasını sağlıyor. Ancak bu avantajının yanında bir de dezavantaj oluşmuş: İnsan bu sesi dinlerken yapay bir zeka evrenini hayal edemiyor sürekli bir kadın hayal ediyor.
*** İşletim sisteminin kurulurken Theodore!a sorduğu soru: "annesiyle olan ilişkisinin nasıl olduğu" idi. Erkeklerin anneleri ile olan ilişkilerinin tüm hayatlarını baskın bir şekilde etkilediğini düşünürsek bu sorunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Theodore'un verdiği cevap; annesine ne zaman bir şey anlatmaya kalksa, annesini onu dinlemeyip konuyu hemen kendisine getirmesinden duyduğu rahatsızlıktı. Yani annesinin onu dinlemek yerine hemen kendisine dönmesi.. Daha sonra Samantha ile olan ilişkisine dikkat ettiğimizde aslında aynı şeylerin olduğunu görüyoruz. Samantha da Theodore'u dinlemektense sözünü heyecanla yarıda kesip kendisini anlatmaya başlıyor. Hatta karısı ile boşanma kağıtlarını imzaladıkları sahneye de dikkat ettiğimizde (ki çiftin tek konuştukları sahne), Catherine'in de aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Yönetmen kadın'ların bu bencilliğini hiç gözümüze sokmadan ne de güzel anlatmamış mı?!!
*** Final: Theodore karakterini filmin açılış sahnesinde nasıl aldıysak final sahnesinde de öyle teslim ediyoruz!
*** İşletim sisteminin kurulurken Theodore!a sorduğu soru: "annesiyle olan ilişkisinin nasıl olduğu" idi. Erkeklerin anneleri ile olan ilişkilerinin tüm hayatlarını baskın bir şekilde etkilediğini düşünürsek bu sorunun çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. Theodore'un verdiği cevap; annesine ne zaman bir şey anlatmaya kalksa, annesini onu dinlemeyip konuyu hemen kendisine getirmesinden duyduğu rahatsızlıktı. Yani annesinin onu dinlemek yerine hemen kendisine dönmesi.. Daha sonra Samantha ile olan ilişkisine dikkat ettiğimizde aslında aynı şeylerin olduğunu görüyoruz. Samantha da Theodore'u dinlemektense sözünü heyecanla yarıda kesip kendisini anlatmaya başlıyor. Hatta karısı ile boşanma kağıtlarını imzaladıkları sahneye de dikkat ettiğimizde (ki çiftin tek konuştukları sahne), Catherine'in de aynı şeyi yaptığını görüyoruz. Yönetmen kadın'ların bu bencilliğini hiç gözümüze sokmadan ne de güzel anlatmamış mı?!!
*** Final: Theodore karakterini filmin açılış sahnesinde nasıl aldıysak final sahnesinde de öyle teslim ediyoruz!
72
Neil Postman’dan Distopyalar Arası Bir Karşılaştırma: Televizyon Öldüren Eğlence
Yirminci yüzyılın en önemli distopya eserlerinden ikisini, George Orwell‘in kaleme aldığı 1984 (Nineteen Eighty-Four) ve Aldous Huxley‘nin Cesur Yeni Dünya (Brave New World) eserlerini bugün yan yana koyup inceleseydik nasıl bir sonuç çıkartırdık?
Neil Postman 1985 yılında – Orwell’in öngördüğü distopya kurgusunun geçtiği tarihin tam da bir yıl sonrasında – böylesi bir entelektüel çabaya girişti ve geç yirminci yüzyılın esansının Huxley tarafından daha isabetli bir biçimde tahayyül edildiği sonucuna vardı.
Bu distopyaların hangisinin günümüzdeki vaziyete ilişkin daha doğru tahminler yürüttüğü tartışmasına girmeden, Neil Postman’ın eserinden yararlanılarak Stuart McMillen tarafından tasarlanan görselin Türkçe’ye çevrilmiş halini yayınlıyoruz.
*********************************************************
*********************************************************
********************************************************
*********************************************************
*********************************************************
Kaynak: Edebiyat Haber
Yirminci yüzyılın en önemli distopya eserlerinden ikisini, George Orwell‘in kaleme aldığı 1984 (Nineteen Eighty-Four) ve Aldous Huxley‘nin Cesur Yeni Dünya (Brave New World) eserlerini bugün yan yana koyup inceleseydik nasıl bir sonuç çıkartırdık?
Neil Postman 1985 yılında – Orwell’in öngördüğü distopya kurgusunun geçtiği tarihin tam da bir yıl sonrasında – böylesi bir entelektüel çabaya girişti ve geç yirminci yüzyılın esansının Huxley tarafından daha isabetli bir biçimde tahayyül edildiği sonucuna vardı.
Bu distopyaların hangisinin günümüzdeki vaziyete ilişkin daha doğru tahminler yürüttüğü tartışmasına girmeden, Neil Postman’ın eserinden yararlanılarak Stuart McMillen tarafından tasarlanan görselin Türkçe’ye çevrilmiş halini yayınlıyoruz.
*********************************************************
*********************************************************
********************************************************
*********************************************************
*********************************************************
Kaynak: Edebiyat Haber
71
Türkçe Adı: Pi'nin Yaşamı
Yönetmen: Ang Lee
Senaryo: Yann Martel, David Magee
Oyuncular: Suraj Sharma, Irrfan Khan
Konu: Genç bir Hintlinin, ailesiyle bindiği gemi okyanusta fırtınada batınca, vahşi bir Bengal kaplanıyla aynı kayıkta yaptığı olağandışı yolculuk.
Ödülleri:
Ödülleri:
2013 Akademi Ödülleri: En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü, En İyi Film Müziği, En İyi Görsel Efekt,
2013 Altın Küre Ödülleri: En Özgün Film Müziği,
2013 BAFTA Ödülleri: En İyi Görüntü, En İyi Görsel Efekt
2013 Altın Küre Ödülleri: En Özgün Film Müziği,
2013 BAFTA Ödülleri: En İyi Görüntü, En İyi Görsel Efekt
Aşağıdaki kısa notlarım filme dair fazlasıyla bilgi içerir. Filmi izlemeyenler için pek faydalı olmaz :)
** Film, Kanadalı yazar Yann Martel'in 2001'de yayımlanan ve pek çok ödül kazanan fantastik macera romanı Life Of Pi'den uyarlama.
** Sinematografi muhteşem ama senaryo fazlasıyla zayıf. İnanç ile ilgili metin kuvvetli değil. Yani inançsız birini hikayenin sonunda inançlı birine dönüştüreceği umudunu veriyor film başlarda. Ama hikayenin sonunda inançsızlık inanca dönüşmüyor çünkü hikaye kısmı zayıf. Yine de başlardaki dinler ile ilgili kısımlar eğlenceliydi.
** Film, Kanadalı yazar Yann Martel'in 2001'de yayımlanan ve pek çok ödül kazanan fantastik macera romanı Life Of Pi'den uyarlama.
** Sinematografi muhteşem ama senaryo fazlasıyla zayıf. İnanç ile ilgili metin kuvvetli değil. Yani inançsız birini hikayenin sonunda inançlı birine dönüştüreceği umudunu veriyor film başlarda. Ama hikayenin sonunda inançsızlık inanca dönüşmüyor çünkü hikaye kısmı zayıf. Yine de başlardaki dinler ile ilgili kısımlar eğlenceliydi.
** Büyük bölümü denizin ortasındaki bir sandalda geçiyor ve açık alanda klostrofobik bir etki bırakıyor.
** Bengal Kaplanı Richard Parker, filmde ilk kez görünmesinden itibaren asla evcilleşmeyeceğinin işaretini veriyor. Ölüm kalım savaşı veren Pi ve Richard Parker arasında "benzersiz" bir dostluk kurulacağı beklentisini seyirci ister istemez yaşıyor ama bu beklenti asla gerçekleşmiyor. Ki son ayrılış noktalarında Richard Parker ormana doğru giderken bir kez bile dönüp bakmıyor Pi'ye.. Ve verilmek istenen mesaj hiç yolundan şaşmamış oluyor. Vahşi hayvanlar bizim gibi düşünmezler!
** Görsel efektlerin tamamı kusursuz.. Özellikle dijital bir harika olan Richard Parker, perdede ilk görünüşünden itibaren neredeyse bir an bile gerçek olmadığını seyirciye hissettirmiyor.
** Filmin büyük bir kısmına ev sahipliği yapan Büyük Okyanus, Tayvan'daki 70 metre uzunluğunda, 30 metre eninde ve 4 metre derinliğindeki dünyanın en büyük su tankındaki çekimler sayesinde son derece gerçekçi bir tasvirle karşımızda.
** Suraj Sharma'nın ilk oyunculuk deneyimi ve yüzmeyi de sette öğrenmiş :)
** Yann Martel, Pi'nin yaşamı ile Man Booker Prize'ı kazandıktan sonra, eserinin Brezilyalı yazar Moacyr Scliar'ın Max and the Cats adlı kısa romanından çalıntı olduğuna dair suçlanmıştı. Martel bu kısa romandan haberdar olduğunu saklamıyordu ama romanı okumamıştı. Scliar'ın romanı; bir Yahudi ailesinin sahip olduğu hayvanat bahçesi ile birlikte soykırımdan kaçmaya çalışırken Atlantik Okyanusu'nda deniz kazası geçirmesini ve oğullarının bir jaguarla kurtulup aynı sandalı paylamşmasını anlatıyormu. Scliar, Martel ile bu konuyu konuştuktan sonra sorun çıkarmamış, Martel de kitabının bir yerinde ona ilham kaynağı olduğu için ithafta bulunmuş. Açıkçası ben bu kadar konu benzerliğini ilginç buluyorum ve o kısa romanı okumamış olduğuna çok da inanamıyorum :)
** Kaplanın adı; Edgar Allan Poe'nun yazdığı tek roman olan 'Arthur Gordon Pym'nin Öyküsü'ndeki asi denizci Richard Parker'dan esinlenilmiş.
** Filmde de göreceğiniz gibi okyanusun kendine ait ruh halleri var! Bazen bir canavara dönüşüyor bazen de bir aynaya. Hem bir katil hem de hayat kurtarıcı olabiliyor.
** Film; sonunda bambaşka bir güzelliğe büründü benim için.. Meğer bütün bir film boyunca bir masala inanmışız.. Öznel sahne izlemişiz hep.. Pi'nin beyninin içindeki görüntülerde gezdirmiş yönetmen bizi.. Oysa hikaye ne kadar da karanlıkmış.. Oysa biz bu hikayeyi son derece ışıltılı bir masal güzelliğinde izlemişiz.. Pi'nin ailesini kaybedişine ve denizde yüzlerce gün tek başına kalışına, beyninde nasıl bir masal üreterek katlandığını izlemişiz meğer..
** FİLMDEN SEVDİĞİM REPLİKLER
"- Bizler tek tanrı yerine, yüzlerce tanrıya karşı kendimizi günahkar hissederiz. Hindu dininde 33 milyon tanrı vardır."
"- Birileri bize öğretmediği sürece hiç birimiz tanrıyı bilmez."
"- Efsanelerin ve tatlı yalanların sizi kandırmasına izin vermeyin çocuklar. Din karanlıktır."
"- Üç dine birden aynı anda inanamazsın Piscine.
- Niye ki?
- Çünkü aynı anda her şeye inanmak, hiçbir şeye inanmamakla aynı şeydir."
"- Hala kendi yolunu arıyor.
- Yönü olmazsa, bu yolu nasıl bulacak?"
"- İnanç çok odalı bir evdir. Ama şüpheye odası yoktur.
- Şüphe yararlıdır. İnancı canlı tutar. Sonuçta test edilmeden inancının gücünü bilemezsin."
"- Elimde tutunabileceğim sadece kelimeler kaldı. Her şey bir birine karıştı, küçük parçalara ayrıldı. Artık gündüz hayallerini, gece rüyalarını gerçeklerden ayıramıyorum."
70
Alkan Avcıoğlu yazdı: "Türkiye'de Oscarın Değeri"
"Oscar Ödülleri’nin kendi başına bir haber değeri yok mu? Görünüşe göre gitgide dünyadan kopan ve kültür düşmanı olan ülkemizde öyle."

Geçtiğimiz hafta 87. Oscar adayları açıklandı. Oscar Ödülleri, Türkiye dahil 225 ülkede canlı yayınlanacak olan, sinema dünyasının tartışmasız en önemli ve en popüler olaylarından biri. Fakat her nedense dünyanın her yerinde sinema gündemini en fazla meşgul eden bu ödüllerin adaylarını, sanki tek başına bir haber değeri yokmuş gibi şöyle başlıklar taşıyan haberlerden öğrendik: “Akademi’nin İlyas Salman kararı”, “Oscar’ın İlyas Salman kararı”, “Oscar adayı İlyas Salman umduğunu bulamadı”, “İlyas Salman’ın filminden kötü haber!” Bu başlığı taşıyan bazı haberlerde adaylara doğru dürüst ulaşmak bile mümkün değildi. Peki ne için tüm bunlar? Gerçekten sadece 50 tıklama fazla alabilmek için mi? Yoksa bunun temelinde bir algılama yanlışlığı mı var?

Dünya gitgide küreselleşmekte, iletişim anlamında ülkeler arasındaki sınırlar eski anlamını yitirmekte. Hiçbir ülke kapalı bir kutu değil. İnternetin aradaki duvarları gitgide yıkmaya başladığı günümüzde Türkiye’deki sinemaseverlere Oscar adaylarının açıklanması gibi önemli bir haberi direkt verememek acizliği oldukça gülünç. Sanırım birileri Yeni Türkiye’de Oscar’ın da değerinin olmadığını düşünüyor.
Bu ülkenin sinemaseverleri her yıl canlı izlemeye alışık olduğu Cannes ve Altın Küre ödül törenlerini Türkiye’de yayınlanmadığı için bu sefer izleyemedi, internette link peşinde koşmak zorunda kaldı. Bu ülkede En İyi Film dalında Oscar’ın tartışmasız favorisi sayılan ‘Boyhood’ vizyona girmeyebiliyor; tüm sinema dünyasını yakından ilgilendiren Oscar adaylıkları da İlyas Salman’ın oynadığı, aday adayı olan bir filme indirgenebiliyor. Türk sinemaseverlerin En İyi Film, En İyi Yönetmen gibi ana dalları içlerinde bir Türk yok diye umursamadığını mı sanıyoruz? Halbuki sinemaseverler Oscar adaylarını sosyal medyada harıl harıl tartışmaktalar. Yabancı ödül törenlerinin yayınlanmasının yavaştan terk edildiği, küresel anlamda haber değeri taşıyan majör olayların ısrarla lokale indirgendiği bir ortamda dünyadan nasıl uzaklaştığımızı gün be gün hissedebiliyoruz.

KÜLTÜREL EROZYONA DOĞRU
Gazetelerin web sitelerinde haberlerin daha fazla tık alması için envai çeşit numara mevcut. Yanlış yönlendirici başlıklar, alakasız seksi görseller vs. Bu bulvar gazetesi taktiklerini artık herkes biliyor. Bunların tık sayısını arttırmakta işe yaradığını da. Az tık alan haberlerin manşet alanlarından anında indiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden “fazla tıklanmaya giden her yol mübahtır” tarzı Makyavelist bir bakış açısı kuşkusuz ki bir yere kadar normal diyelim. Fakat gazeteler tabi ki her habere bu yaklaşımı uygulamıyor. Dolayısıyla Oscar adaylarının açıklanması gibi haber değeri tartışmasız olan bir olayı sadece böyle başlıklar üzerinden vermek gerektiğini düşünmelerinde iki büyük ıska var. Öncelikle adayların açıklanmasının yeterince haber değeri taşımadığını düşünmeleri. İkincisi de bunun Türkiye’yle ilgili olmayan, buradaki sinemaseverlerin ilgisini çekmeyen bir haber olduğu için Türkiye’yle ilişkilendirmek için illa bir yol bulunması gerektiğine inanmaları. Bu değerlendirmeler bu gazeteleri komik duruma düşürecek kadar vahim. Sanırım fazla ziyaretçinin nasıl geldiğini gayet iyi bilen editörler, bir gazetenin marka kimliğinin, imajının nasıl korunması gerektiğini bilmiyorlar.
Oscar adaylarını belki bazı gazetelerin böyle bir dille haberleştirmesini bekleyebiliriz. Ancak işin ilginci bu başlıkları atan gazeteler arasında kültür ve sanata daha fazla önem veren ve havuz medyası dışında kalan muhalif gazeteler de var. Asıl büyük ıska da burada: Bu gazetelerin süregelen iktidarların gerek cinsiyetçi, gerek yabancı düşmanı, gerek fazlasıyla lokale bağlı kalan dar görüşlü, gerekse de kültür düşmanı söylemlerini içeriğiyle değilse bile biçimiyle sahiplenmekte bir beis görmemeleri.
Geçenlerde Milliyet gazetesinde Mehmet Tez kültür ve sanat düşmanı haline gelişimiz üzerine iki yazı kaleme aldı. Toplum olarak kültür ve sanatın tümüne karşı varoluşsal bir düşmanlık içinde olduğumuzu söylerken bu düşmanlığın siyasal iktidarlarca yıllar içinde pohpohlandığını belirtiyordu. Kültür ve sanata yeterince önem vermeyen iktidarların diskurunu aynen kullanmasa da, medya bu pohpohlamayı ve bu kültürel erozyonu dolaylı olarak beslemekte. Sanat ve kültür arenasında tepeden tırnağa herkese sirayet eden öyle bir algı körleşmesi var ki, Oscar’ların haber değerini bile ölçemez hale gelmişiz. Seneye Oscar haberlerini lokale indirgeyecek bir bahane olmazsa, sunucunun göğüs dekoltesine vurgu yapan bir başlıktan öğrenebiliriz.
69
birbirine bilmeden aynı hediyeleri alan iki insanız biz :)
hep derdi bana "ben eminim ki odamın içinde bi yerlerde dolaşıyorsun.. fikirlerimi çalıyorsun, hayallerimi çalıyorsun.." :)
haksız da değil hani.. bir çok kez izlemeye karar verdiği ve indirmeye başladığı filmleri, bilmeyerek, o anlarda ona önermişliğim var.. ya da bazen evdeyken ne yapıyor olduğunu bilmişliğim..
ama aynı hediyeleri birbirimize almış olmak da güzel oldu hani :) İletişim Yayınlarının çıkardığı: Resimli Edebiyat Takvimi :)
belki odasında dolaşamıyorum ama kafasının içinde dolaşmak için çabaladığım çok zaman var :)
hep derdi bana "ben eminim ki odamın içinde bi yerlerde dolaşıyorsun.. fikirlerimi çalıyorsun, hayallerimi çalıyorsun.." :)
haksız da değil hani.. bir çok kez izlemeye karar verdiği ve indirmeye başladığı filmleri, bilmeyerek, o anlarda ona önermişliğim var.. ya da bazen evdeyken ne yapıyor olduğunu bilmişliğim..
ama aynı hediyeleri birbirimize almış olmak da güzel oldu hani :) İletişim Yayınlarının çıkardığı: Resimli Edebiyat Takvimi :)
belki odasında dolaşamıyorum ama kafasının içinde dolaşmak için çabaladığım çok zaman var :)