Orjinal Adı: Þrestir Türkçe Adı: Serçeler Yönetmen: Rúnar Rúnarsson Senaryo: Rúnar Rúnarsson Oyuncular: Atlı Óskar Fjalarsson, Ingvar E. Sigurdsson Yapım Yılı: 2015 Ülke: İzlanda, Danimarka Süre: 99 dk.
Büyüme konusuna Kuzeyin nefis manzarası eşliğinde şiirsel bir bakış. Konu: Serçeler’in açılış sahnesinde ilk gördüğümüz şey filme ismini veren kuşlar değil, kilise korosunda şarkı söyleyen melek yüzlü, tiz sesli bir genç. Ari 16 yaşındadır, Reykjavik’te annesiyle yaşamaktadır. Bir gün aniden babası Gunnar’ın yanına, Westfjords’a gönderilir. Bundan sonrası babasıyla ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleriyle, değişen manzara ve farklılaşan çevresi karşısında hissettiği yalnızlıkla ilgilidir. Bir önceki filmi Volkan’ın izinden giden Rúnar Rúnarsson, kırılgan ama bir o kadar da büyüleyici bir büyüme hikâyesiyle karşımızda. Rúnarsson’un önceki filmindeki sıcak gözlemci tavrı, arka planda nefis İzlanda manzarasının yer aldığı düşsel görüntülerle ve Sigur Rós’tan Kjartan Sveinsson’un hipnotik müzikleriyle destekleniyor. Masumiyetin kayboluşu, insanın doğa karşısındaki hali, erkekliğin kodları ve büyümenin sancıları en hüzünlü halleriyle karşımızda. Fragman:
“Çocuklardaki yalnızlık ve kafa karışıklığıyla hepimiz bağ kurabiliriz. Acı, kızgınlık ve aşk gibi pek çok duygunun ilk defa hissedildiği dönemdir çocukluk.” -Rúnar Rúnarsson-
Orjinal Adı: Just Jim Türkçe Adı: Sadece Jim Yönetmen: Craig Roberts Senaryo: Craig Roberts Oyuncular: Emile Hirsch, Craig Roberts Yapım Yılı: 2015 Ülke: İngiltere Süre: 84 dk. Richard Ayoade’nin Submarine’inin (2010) kült oyuncusu Craig Roberts’ın ilk yönetmenlik denemesi.
Konu: Evet, Galler’deyiz. Jim sönük bir lise öğrencisidir. Tek arkadaşı Michael onu daha cool arkadaşları için satmıştır. Âşık olduğunu sandığı kız onun ismini dahi bilmemektedir. Köpeği de kaçıp, kaybolduğunda Jim’in kimsesi kalmamıştır artık. Ta ki Jim’in tam zıttı, yakışıklı ve cool Amerikalı Dean okula adım atıp onun en yakın arkadaşı olana kadar. Dean, Jim’e aynı zamanda popüler olmanın sırlarını öğretecektir. Tabii her şeyin bir bedeli vardır, popülerlik, karanlık sırlar falan, hayat bunlara değecek midir diye sorgulamaya başlar bir yandan Jim. Richard Ayoade’nin Submarine filminden tanıdığımız kült oyuncu Craig Roberts bu ilk yönetmenlik denemesinde bizi kara komedinin, gerçeküstü tonların arasında bir yere götürüyor. Sadece Jim, Roberts’ın sadece iyi bir oyuncu olmadığını, aynı zamanda gelecek vaat eden bir yönetmen olabileceğini de kanıtlıyor.
Fragman:
“Konformist büyük bir ilham kaynağıydı, bilhassa ışık kullanımı konusunda. Jim’in bu nihilist kasabada sıkışmış olmasını ve insanlara yokmuş gibi gözükmesini istedim.” -Craig Roberts-
Türkçe Adı: Tek Aşkım Yönetmen: Charlie McDowwel Senaryo: Justin Lader Oyuncular: Mark Duplass, Elisabeth Moss Ülke: ABD Yıl: 2014 Süre: 91 dakika
Festivaller: 2014 Sundance, Seattle 2015 İstanbul
“Mutlu olmamız çok kolaydı… Şimdi, tekrar yaratmamız gereken bir şeye dönüştü,” -filmden-
Konu: Her şey olacağına varır demenin en acayip yolu. Rayından çıkan bir romantik komedi. Kesin çözümün yolunu bulmuş bir evlilik terapisti. “İyi günde ve kötü günde” sözüne sonuna kadar inanmış bir evlilik; ta ki öteyi görene kadar! Çiftler, evlilikler ve ilişkiler hakkında yapılabilecek her türlü filmi gördüğümüzü düşündüğümüz anda karşımıza çıkan bir yenisi. Tek Aşkım, her türlü yıkım veya telafi, en güzel aldanış veya en sert gerçeklik üzerine söylenebilecek yeni bir şey kalmadığını sananları yanıltıyor. Filmin bir yerinde Ethan, "Kim Korkar Virginia Woolf’tan?" filminin alternatif, tuhaf bir boyutunda gibi olduklarını söylüyor. Yorumun epey ince ve isabetli olduğunu görüyoruz.
!f’ten “Süpriz Film” Digiturk Galaları’nın en merak uyandıran filmi ise, adı ve konusu açıklanmayan “Sürpriz Film”! Şoke edici ve ürkütücü olacağı garantili filmin yurt dışındaki gösterimlerinde salonlar boşalmış, insanlar bayılmamak için yarısında kaçmıştı. Kurbanın kim olduğu sürekli değişen film, “Uzun yıllardır evdeki korku, perdeye bu kadar şoke edici bir şekilde yansıtılmamıştı; karakterleri gibi bu evden kaçmak isteyeceksiniz” sözleriyle tanıtılıyor.
!f İstanbul 2015'in tanıtım filmi de harika olmuş:
14. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivalinde, yeni çalıştıkları firma olan "fabula films" adına kardeşim ve gizmonun seçerek aldığı 6 adet film var.. bir şekilde zaman yaratıp gitmeliyim..
ABD - 2014 - 118' IMDB puanı: 8.0, Metascore puanı: 87 14 Şubat 2015 19:00 Cinemaximum Fitaş Salon 1 15 Şubat 2015 22:00 Cinemaximum Kanyon “Pek çoğumuz blog yazmayı tercih etti, ben gerek duydum.” Roger Ebert
Her zaman filmi yapan hayat değildir. Bazen film hayatı yapar.
Altmışlarda ve yetmişlerde, yani pek çok kişi için sinemanın altın çağında, Roger Ebert sinema aşkını ve yazma tutkusunu birleştiren ilk sinema yazarlarından oldu. Tam 46 yıl tahtını korudu. Stüdyoların önce destek olduğu, sonra nefret ettiği ve nihayetinde alenen korktuğu bütün mesleki aşamalardan geçti. Bir dönem yorumlarının etkisi öyle arttı ki, en büyük rakibi ve arkadaşı Gene Siskel ile birlikte yaptığı ateşli televizyon programı neredeyse filmlerin başarısını belirler oldu. Mesela bilir miydiniz Martin Scorsese’nin ilk Ebert tarafından keşfedildiğini? Ya da Werner Herzog’un kariyerinde sadece tek filmi birisine, “sinemanın askeri” Ebert’e adadığını? Ebert popülistti, anaakımı bağrına bastı, Chicago Sun Times’ın emektarı olmaktan gurur duydu, sinemanın nasıl olması gerektiğiyle ilgili ideolojik tartışmalara hiç takılmadı. Sinemayı ve filmler üzerine konuşmayı çok sevdi. Sesini kansere yitirdiğinde, blogu sayesinde hiç konuşmadığı kadar konuştu. Yazamayıncaya kadar yazdı.
The Dark Horse / Kayıp Şampiyon Yönetmen: James Napier Robertson Yeni Zelanda - 2014 - 124' IMDB puanı: 8.7 13 Şubat 2015 21:30 Cinemaximum Fitaş Salon 1 15 Şubat 2015 13:00 Cinemaximum Budak
17 Şubat 2015 22:00 Cinemaximum Kanyon
Cesaret bulaşıcıdır.
Kendisini yıllar içinde fiziksel bakımdan iyiden iyiye çökerten bipolar bozuklukla boğuşan, eski yerel satranç şampiyonu Genesis Potini (!f 2004’te gösterilen Balinanın Sırtında ile hatırladığımız Cliff Curtis), kardeşi Ariki’nin denetiminde psikiyatri kliniğinden salıverilmiştir. Suçla ve çetelerle haşır neşir Ariki ve oğlu Mana’nın yaşadığı evden uzaklaşıp, gerçek hayata geri dönmek isteyen Gen bir gün kendisine benzer sorunlu geçmişleri olan çocukların bulunduğu bir satranç kulübünün varlığından haberdar olur. Bir anda bu birbiriyle uyumsuz görünen gruptan etkilenen Gen, onları Ulusal Satranç Şampiyonası’na hazırlamaya karar verir. James Napier Robertson, gerçek bir olaydan esinlenerek yazdığı senaryosuyla, duygu sömürüsüne açık bu çetrefilli konuyu kolaya kaçmadan kotarıyor. Kayıp Şampiyon, yaşanılan güçlüklere rağmen devam etme isteğinin, ayağa kalkmanın samimi ve gerçekçi detaylarla dolu anlatımı aslında.
The One I Love / Tek Aşkım Yönetmen: Charlie McDowwel ABD - 2014 - 91' IMDB puanı: 7.1, Metascore puanı: 66
14 Şubat 2015 19:30 Cinemaximum Fitaş Salon 4 18 Şubat 2015 22:00 Cinemaximum Budak
21 Şubat 2015 19:30 Cinemaximum Kanyon
“Mutlu olmamız çok kolaydı… Şimdi, tekrar yaratmamız gereken bir şeye dönüştü,” (Filmden)
Her şey olacağına varır demenin en acayip yolu. Rayından çıkan bir romantik komedi. Kesin çözümün yolunu bulmuş bir evlilik terapisti. “İyi günde ve kötü günde” sözüne sonuna kadar inanmış bir evlilik; ta ki öteyi görene kadar! Çiftler, evlilikler ve ilişkiler hakkında yapılabilecek her türlü filmi gördüğümüzü düşündüğümüz anda karşımıza çıkan bir yenisi. Tek Aşkım, her türlü yıkım veya telafi, en güzel aldanış veya en sert gerçeklik üzerine söylenebilecek yeni bir şey kalmadığını sananları yanıltıyor. Filmin bir yerinde Ethan, "Kim Korkar Virginia Woolf’tan?" filminin alternatif, tuhaf bir boyutunda gibi olduklarını söylüyor. Yorumun epey ince ve isabetli olduğunu görüyoruz.
X + Y Yönetmen: Morgan Matthews Birleşik Krallık - 2014 - 111' IMDB puanı: 7.4
12 Şubat 2015 19:00 Cinemaximum Fitaş Salon 4 14 Şubat 2015 22:00 Cinemaximum Kanyon
22 Şubat 2015 13:00 Cinemaximum Budak
“Bazen onun için gerçek dünyada olmak acı verici.” Morgan Matthews (Yönetmen)
Genç bir matematik dehasının, mantığının alamadığı tek şeyle -aşkla- karşılaşmasının hikayesi. Etrafıyla iletişim kurmakta zorlanan Nathan, kendi küçük dünyasına çekilmiştir. Bütün tesellisini rakamların ve matematiğin dünyasında bulan Nathan, annesi Julie de dahil olmak üzere kendisine yakın herkesi kendinden uzaklaştırmaktadır. Sıra dışı matematik öğretmeni Humphreys’in de desteğiyle kendisini Tayvan’da yapılacak olan Uluslararası Matematik Olimpiyatları’na İngiliz takımının bir parçası olarak hazırlanırken bulur. Nathan, bu süreçte büyümenin zorlukları ve aşkın tuhaflıklarıyla da karşılaşacaktır. X+Y bildiğimiz matematik filmlerinden oldukça farklı. Morgan Matthews gerçek bir olaydan esinlenerek ortaya çıkardığı bu duygusal hikayede karakterlerine mesafeli ve onları istismar etmeyen bir yaklaşım benimsiyor. Bu bakımdan film, detaylı ve incelikli arkaplanıyla dikkat çekiyor. İlk aşkın karmaşıklığı, büyümek ve mahremiyetle başa çıkmak üzerine hayat dolu bu nefis ilk film sizi kalbinizden yakalamayı başaracak.
“Kesinlikle erken dönem Cronenberg ve tabii ki Zulawaski'nin Saplantı'sından etkilenmiştik.” Dennis Widmyer (Yönetmen)
Şöhretin bedeli nedir?
Sarah Walker Hollywood'da ilk büyük rolünü alabilmek için her şeyi yapmaya hazır, kararlı bir oyuncudur. Birçok sonuçsuz provadan ve sonu olmayan günlük işlerden sonra Astraus Pictures'dan gelen telefonla sanki o büyük role geçme ânı gelmiştir Sarah için. Tuhaf geçen provalardan sonra Sarah, efsanevi prodüksiyon şirketinin yeni projesinde başrole layık görülmüştür. Bundan sonra film hem Sarah'yı hem de seyirciyi Hollywood'un karanlık yüzünün başrolde olduğu, sinema dünyası hakkında başka bir filmle baş başa bırakır. Şeytanın Gözleri, Rosemary'nin Bebeği ve Gözü Tamamen Kapalı arasındaki atmosferiyle dikkat çeken rahatsız edici bir paranoya hikayesi. Kevin Kolsch ve Dennis Widmyer, 80'ler korku sinemasını akla getiren bu filmleriyle okültün, saplantının, tutsaklığın her an her yerden çıkabildiği muazzam bir sinema dünyası taşlaması ortaya koyuyor ve senenin en çok dikkat çeken korkularından birine imza atıyorlar.
Festivaller 2014 SXSW
Trailer:
********************************************************* Surprise Film / Sürpriz Film
Korku mu eve gelir yoksa ev mi korkuyu üretir? Uzun yıllardır evdeki korku perdeye bu kadar şok edici bir şekilde yansıtılmamıştı. Karakterleri gibi bu evden kaçmak isteyeceksiniz. Yurt dışındaki gösterimlerinde salonları boşaltan, bayılmamak için kaçan insanlar gibi. Kurbanın kim olduğu sürekli değişecek. Üstelik bu oyunda kumandayı eline alıp geriye saramayacaklar. İyisi mi gözlerinizi kapatın.
15 Şubat 2015 19:30 Cinemaximum Kanyon 16 Şubat 2015 19:30 Cinemaximum Fitaş Salon 1 20 Şubat 2015 22:00 Cinemaximum Kanyon
12 Şubat 2015'te İstanbul'dan yolculuğuna başlayacak olan !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali için Alkan Avcıoğlu'ndan 20 Öneri: Kalbiniz Yerindeyse Bu 20 Filmi Kaçırmayın :)
(30 Ocak 2015 - BirGün)
42 ülkeden 115 filmin gösterileceği 14. !f İstanbulUluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri bugün satışa çıkıyor. Kalbiniz yerindeyse, aşağıdaki 20 filmi kaçırmayın.
Olağanüstü bir görsel dille ve de adeta bir Saul Leiter fotoğrafının gücü ve dinginliğiyle tarihten bir kesit sunan film, belleklerde uzun süre yer edecek kadar etkileyici.
2000’lerin en yetenekli yönetmenlerinden biri olan Sergei Loznitsa’nın Ukrayna devrimini anlatan belgeseli sadece festivalin değil yılın en önemli filmlerinden biri.
Amerikalı eleştirmenlerin büyük beğenisini kazanan film, taze ve ezber bozan mizahıyla ışıldıyor. Justin Simien’in yönettiği ‘Sevgili Beyaz Irk’, ırkçılığa ve politik doğruculuğa dair adeta bir anti klişe timi görevi üstleniyor.
Derek Jarman’ın pek az insanın görme şansına eriştiği, 1984 tarihli gece kulübü filmi ‘Benimle Dans Eder Misin?’ bu seneki programın zirvelerinden biri.
Sundance Film Festivali’nden ayağının tozuyla !F’e gelen film, Kanadalı yönetmen Guy Maddin’in son harikası. Sessiz filmlere saygı duruşunda bulunan ‘Yasaklı Oda’ programın kaçırılmaması gereken filmlerinden.
Cannes’da gösterildiğinden bu yana dillerden düşmeyen filmlerden biri ‘Kabile’. Bu seneki festivalin eşsiz sinema deneyimlerinden birine hazır olun.
Yakın dönem sinema tarihinin en önemli belgesellerinden biri olan ‘Öldürme Eylemi’nin bir nevi tamamlayıcısı sayılabilecek ‘Sessizliğin Bakışı’ şüphesiz ki sıkı festival takipçilerinin programda en merakla beklediği film.
Biraz fazla fiyakalı ve kendini beğenmiş derecede stilize olsa da Stuart Murdoch’ın filmi, Belle & Sebastian grubunun hayranları için kaçırılmaması gereken bir müzikal.
Ramin Bahrani günümüz Amerikan sinemasının en kıymetli yönetmenlerinden biri. ‘99 Ev’ “Amerikan Rüyası”nın foyasını meydana çıkaran neo-realist filmografisinin son halkası.
Eğer festivalde sadece bir filme gidecekseniz ‘Gececiler’i tercih edin. Eğer festivalde sadece iki filme gidecekseniz ‘Gececiler’i bir daha izleyin. “Günümüzün Gazap Üzümleri” olarak nam salan bu belgeseli kaçırmak büyük hata olur.
Toronto Film Festivali’nin Geceyarısı Çılgınlığı bölümünün şampiyonu ‘Aylak Vampirler’in yılın en çılgın komedisi olduğu kulaktan kulağa yayılıyor.
Bu topraklardan kolay kolay çıkmayacak kadar taze bir mizaha sahip ve kendini meselesine adamış bir film. Mizah demişken, bu filmin kafası öyle böyle değil. Salonda gülmekten koltuklarından düşen kalabalık bir izleyici ile birlikte izlenmesi özellikle tavsiye olunur.
'Yaratık'ın (Alien) unutulmaz tasarımlarına imza atan sürrealist ressam H.R. Giger'ın hayatına ve yaratıcı evrenine odaklanan bu belgesel, özellikle sanatçının hayranları için kaçırılmaz bir fırsat.
En hit filmlere biletlerinizi almak için başkaları kadar can atmayanlardansanız ve film festivallerinde sabrın en büyük mükafatı getirdiğini biliyorsanız, doğru adrese geldiniz. Pedro Costa’nın filmine hiç düşünmeden bir bilet alın.
Sadece hafızalara kazınan müzik kullanımı için bile izlenmeyi hak eden film, kendine özgü bir ritim yakalayarak tavizsiz ve belleklere yapışan bir atmosfer kurmayı başarmasıyla da ilgiyi hak ediyor.
Sinema tarihinin en benzersiz yönetmenlerinden biri olan Sergei Parajanov’un başyapıtı ‘Narın Rengi’ni perdede izleme fırsatını kaçırmayı düşünmüyorsunuz değil mi?
1960’lar ve 1970’ler Yeşilçam’ının Hollywood’u ayağımıza getiren bir hayli fantastik bir yüzünü anlatan bu belgesel, arşiv görüntüleri ve röportajlarıyla bu seneki festivalin en eğlenceli tercihlerinden biri.
Aylardır sinemaseverlerin kulağına çalınan ve meraklarını kabartan Alejandro González Iñárritu’nun son filmi, Oscar arifesinde kuşkusuz ki festivalin bu seneki gözdesi.