70


Alkan Avcıoğlu yazdı: "Türkiye'de Oscarın Değeri"


"Oscar Ödülleri’nin kendi başına bir haber değeri yok mu? Görünüşe göre gitgide dünyadan kopan ve kültür düşmanı olan ülkemizde öyle."



Geçtiğimiz hafta 87. Oscar aday­ları açıklandı. Oscar Ödülleri, Türkiye dahil 225 ülkede canlı yayınlanacak olan, sinema dünyasının tartışmasız en önemli ve en popüler olay­larından biri. Fakat her ne­dense dünyanın her yerinde sinema gündem­ini en fazla meşgul eden bu ödüllerin aday­larını, sanki tek başına bir haber değeri yokmuş gibi şöyle başlıklar taşıyan haber­ler­den öğrendik: “Akademi’nin İlyas Salman kararı”, “Oscar’ın İlyas Salman kararı”, “Oscar adayı İlyas Salman umduğunu bu­la­madı”, “İlyas Salman’ın filmin­den kötü haber!” Bu başlığı taşıyan bazı haber­lerde aday­lara doğru dürüst ulaşmak bile mümkün değildi. Peki ne için tüm bun­lar? Gerçekten sadece 50 tıklama fazla al­a­bilmek için mi? Yoksa bunun temelinde bir algılama yanlışlığı mı var?


Dünya git­gide küre­selleşmekte, iletişim anlamında ülkeler arasındaki sınırlar eski anlamını yi­tirmekte. Hiçbir ülke kapalı bir kutu değil. İnter­netin aradaki du­var­ları git­gide yıkmaya başladığı günümüzde Türkiye’deki sine­ma­sev­er­lere Oscar adaylarının açıklan­ması gibi önemli bir haberi di­rekt vere­memek aci­zliği oldukça gülünç. Sanırım bir­i­leri Yeni Türkiye’de Oscar’ın da değerinin olmadığını düşünüyor.

Bu ülkenin sine­ma­sev­er­leri her yıl canlı izle­m­eye alışık olduğu Cannes ve Altın Küre ödül tören­lerini Türkiye’de yayınlan­madığı için bu sefer izleyemedi, internette link peşinde koşmak zorunda kaldı. Bu ülkede En İyi Film dalında Oscar’ın tartışmasız fa­vorisi sayılan ‘Boy­hood’ vizy­ona girmeye­biliyor; tüm sinema dünyasını yakından il­gilendiren Oscar adaylıkları da İlyas Salman’ın oynadığı, aday adayı olan bir filme in­dirgenebiliyor. Türk sine­ma­sev­er­lerin En İyi Film, En İyi Yönet­men gibi ana dal­ları içlerinde bir Türk yok diye umur­samadığını mı sanıyoruz? Hal­buki sine­ma­sev­er­ler Oscar aday­larını sosyal me­dyada harıl harıl tartışmak­ta­lar. Ya­bancı ödül tören­lerinin yayınlan­masının yavaştan terk edildiği, küresel an­lamda haber değeri taşıyan majör olay­ların ısrarla lokale indirgendiği bir or­tamda dünyadan nasıl uza­klaştığımızı gün be gün hissedebiliyoruz.


KÜLTÜREL EROZY­ONA DOĞRU
Gazetelerin web sitelerinde haber­lerin daha fazla tık alması için envai çeşit numara mev­cut. Yanlış yönlendirici başlıklar, alakasız seksi görseller vs. Bu bulvar gazetesi tak­tik­lerini artık herkes biliyor. Bun­ların tık sayısını arttırmakta işe yaradığını da. Az tık alan haber­lerin manşet alan­larından anında indiği bir çağda yaşıyoruz. Bu yüzden “fazla tıklan­maya giden her yol mübahtır” tarzı Makyavelist bir bakış açısı kuşkusuz ki bir yere kadar nor­mal diye­lim. Fakat gazeteler tabi ki her habere bu yaklaşımı uygu­lamıyor. Dolayısıyla Oscar adaylarının açıklan­ması gibi haber değeri tartışmasız olan bir olayı sadece böyle başlıklar üzerinden ver­mek gerektiğini düşünmelerinde iki büyük ıska var. Öncelikle aday­ların açıklan­masının yeter­ince haber değeri taşımadığını düşünmeleri. İkin­cisi de bunun Türkiye’yle il­gili ol­mayan, bu­radaki sinemaseverlerin il­gisini çek­meyen bir haber olduğu için Türkiye’yle ilişkilendirmek için illa bir yol bu­lun­ması gerektiğine inan­maları. Bu değerlendirmeler bu gazeteleri komik du­ruma düşürecek kadar vahim. Sanırım fazla zi­yaretçinin nasıl geldiğini gayet iyi bilen editörler, bir gazetenin marka kimliğinin, imajının nasıl ko­run­ması gerektiğini bilmiy­or­lar.

Oscar aday­larını belki bazı gazetelerin böyle bir dille haberleştirmesini bekleyebil­i­riz. Ancak işin il­ginci bu başlıkları atan gazeteler arasında kültür ve sanata daha fazla önem veren ve havuz me­dyası dışında kalan muhalif gazeteler de var. Asıl büyük ıska da bu­rada: Bu gazetelerin sürege­len ik­ti­dar­ların gerek cin­siyetçi, gerek ya­bancı düşmanı, gerek fa­zlasıyla lokale bağlı kalan dar görüşlü, gerekse de kültür düşmanı söylem­lerini içeriğiyle değilse bile biçimiyle sahiplen­mekte bir beis görmemeleri.

Geçen­lerde Mil­liyet gazetesinde Mehmet Tez kültür ve sanat düşmanı ha­line gelişimiz üzer­ine iki yazı kaleme aldı. Toplum olarak kültür ve sanatın tümüne karşı varoluşsal bir düşmanlık içinde olduğumuzu söylerken bu düşmanlığın siyasal ik­ti­dar­larca yıllar içinde poh­poh­landığını be­lir­tiy­ordu. Kültür ve sanata yeter­ince önem ver­meyen ik­ti­dar­ların disku­runu aynen kul­lan­masa da, medya bu poh­pohla­mayı ve bu kültürel erozy­onu dolaylı olarak besle­mekte. Sanat ve kültür are­nasında te­pe­den tırnağa herkese sir­ayet eden öyle bir algı körleşmesi var ki, Oscar’ların haber değerini bile ölçemez hale gelmişiz. Sen­eye Oscar haber­lerini lokale in­dirgeye­cek bir ba­hane ol­mazsa, sunucu­nun göğüs dekoltesine vurgu yapan bir başlıktan öğrenebil­i­riz.

0 yorum:

Yorum Gönderme