644


Ve ‪‎FilmEkimi 2015‬ Bursa'da.. 23-24-25 Ekim 2015 tarihlerinde 15 adet Festival Favorisi Filmleri Korupark'ta izleyebileceğiz. 

‪‎İKSV geçen yıl olduğu gibi bu yıl da afiş ve katalogları cafemize göndermiş. Çok teşekkür ederiz.
Filmleri incelemek ve katalog almak isteyenleri ‪‎Cafe 7.Oda'ya bekliyoruz.

Bursa Programı:

629

"7.Oda Okuma Kulübü" bu kez psikanaliz alanında bir kitap inceliyor. 17.Kitabımız Adam Phillips'in "Kaçırdıklarımız" adlı eseri. 

Bölümler halinde değerlendirilecek olan kitabın ilk toplantısında "Hüsran Üzerine" ve "Kavrayamama Üzerine" bölümleri ele alındı.

Hemen iki bölümün de açılış cümlelerini not edeyim..

Hüsran Üzerine
TRAGEDYALAR istediklerini elde edemeyen insanların hikayeleridir ama istediklerini elde edemeyen insanlarla ilgili her hikaye trajik bir görünüm taşımaz.

Kavrayamama Üzerine
KİMSE BİR ŞEYİ - yapılan espriyi, ne dendiğini, neler döndüğünü kavrayamayan kişi olmak istemez.



624


Reyhan Çetin liderliğinde ‪Dördüncü Yol Okulu‬'nun Bursa'daki ilk semineri Cafe 7.Oda'da gerçekleşti..

Dördüncü Yol kısaca neymiş da not edeyim:
"Dördüncü Yol, Doğu'nun kadim bilgilerinin henüz bozulmanın başlamadığı dönemlerde G.I. Gurdjieff tarafından sindirilerek, Batılı bir zihinsel bakış açısıyla yetişen toplumlara aktarılmak için yeniden form verilmiş ezoterik bir çalışmadır."

621

CHANTAL AKERMAN'A VEDA

(Alkan Avcıoğlu - 9 Ekim 2015 BirGün)



Bu hafta sinema tarihinin en önemli kadın yönetmenlerinden Chantal Akerman, 65 yaşında hayata veda etti. 




Sinema tar­i­hinde sahip olduğu yer ve önem düşünüldüğünde Chan­tal Ak­er­man'ın pek yaygın bir şek­ilde tanınmıyor oluşu pek adil değil. Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi Türkiye'de de film­ler­ine fes­ti­valler dışında rast­la­mak imkansız. Genç kuşak sine­ma­sev­er­ler için adı ancak refer­anslarda rast­lanacak bir yönet­men Ak­er­man. Oysa ki başyapıtı ‘Jeanne Diel­man, 23 quai du Com­merce, 1080 Brux­elles’ kim­i­ler­ine göre 'Citizen Kane / Yurttaş Kane’ ve 'À bout de souf­fle / Serseri Aşıklar'la be­raber anılması gereken, on­lar­dan aşağı kalır yanı ol­mayan bir film. Üste­lik Ak­er­man 1975 yılında bu filmi çektiğinde sadece 25 yaşındaydı; Welles ve Go­dard'ın ilk film­lerini çek­tik­leri yaştan da gençti. Aradan geçen za­manda fem­i­nist sine­manın kilo­me­tre taşı film­lerinden biri ha­line gelen 'Jeanne Dieal­man’ çok değil daha geçtiğimiz yıllarda, Sight&Sound der­gisinin düzen­lediği geniş katılımlı Sinema Tar­i­hinin En İyi Film­leri lis­tesinde 35. sırada yer aldı. List­ede kadın yönet­men­ler tarafından çek­ilen film­ler arasında en üst sıra­daydı. Kat­e­go­rize edilmeyi pek sevmese de Chan­tal Ak­er­man fem­i­nist sine­manın en iyi örnek­lerini veren yönet­men­ler­den birisi olarak kabul görüyordu. Kariy­erinin özel­likle ilk yarısı düşünüldüğünde avan­gard ve deney­sel sine­manın öncü yönet­men­lerinden biri olduğu da inkar edile­mezdi. Nitekim J. Hober­man dahil pek çok eleştir­men tarafından kendi kuşağının en iyi Avru­palı yönet­meni olarak değer­lendiriliy­ordu. Onun sine­ması Todd Haynes, Michael Haneke, Gus Van Sant, Sally Pot­ter, Claire Denis, Roy An­der­s­son, Cather­ine Breil­lat, Ul­rich Seidl gibi yönet­men­leri etk­iledi. Yine de sinema tar­ihi ki­ta­plarının ona ayırdığı yer genel­likle birkaç para­graftan ibaret. Ak­er­man'ın aramızdan ayrılışını duyduğumda his­settiğim bu­rukluğun bir ne­deni de adil ol­mayan bu durum. Onun öne­mindeki pek çok yönet­menin DVD mağazalarında box set'leri bu­lunuyor. Ak­er­man'ın fil­mo­grafisindeyse sine­ma­sev­er­ler için hala gün yüzüne çıkmamış film­ler var.


“İyi olan yönet­men­ler vardır. Sonra sinema tar­i­hine geçmiş büyük yönet­men­ler vardır. Ve bir de sinema tar­i­hini değiştiren birkaç yönet­men vardır” diyor onun hakkında, Belçika Film Arşivi yöneti­cisi Nicola Maz­zanti. Chan­tal Ak­er­man için daha doğru bir tanımlama ola­maz. Belçika'da doğan ama hayatının büyük bir kısmını Paris ve New York'ta geçiren Ak­er­man yönet­men ol­maya karar verdiğinde sadece 15 yaşındaydı. Go­dard'ın 'Pierre le Fou / Çılgın Pier­rot'unu izlemişti ve film çekeceğine dair kendi kendine söz vermişti. 18 yaşına geldiğinde yeni girdiği film oku­lunu terk ed­erek ilk kısa filmi 'Saute ma ville'yi çekti. Bu­rada ilk adımlarını attığı kariy­er­ine yarısı uzun me­traj olmak üzere 40'ın üzerinde film sığdırdı. Bun­lar­dan so­nun­cusu, 'No Home Movie’ daha 2 ay önce Lo­carno'da prömiy­erini yapmıştı.




Ye­ni­likçi ve Öncü Bir Yönet­men

Ak­er­man film­lerinin dışında video en­sta­lasyon çalışmaları ile de tanınıyordu. Özel­likle 2000'ler­den itibaren “prodüksiy­onun aşağılayıcı süreçlerinden” sıkıldığı için sinema yer­ine sıklıkla bu me­dyumu ter­cih etti. 2000'ler muaz­zam fil­mo­grafisinin pek par­lak bir halkası değil ama bu dönemde de 'La folie Al­mayer’ (2011) ve 'La Cap­tive’ (2000) gibi iki de­rin­likli filme imza attı. Kuşkusuz zirve nok­tasında üç buçuk saat­lik başyapıtı 'Jeanne Diel­man'ın bu­lunduğu fil­mo­grafisinin ilk bölümü hazinel­erle dolu. İlk uzun me­trajı 'Je Tu Il Elle’, 1976 tar­ihli 'News From Home’, 1978 tar­ihli 'Les Ren­dez-Vous D'Anna’, 1983 tar­ihli belge­sel 'One Day Pina Asked Me’ ve 1986 tar­ihli 'Golden Eight­ies’ bun­lar­dan öne çıkan­ları.


Ak­er­man'ın başta Michael Snow olmak üzere Stan Brakhage, Jonas Mekas gibi deney­sel ve un­der­ground sinema isim­lerinden etk­ilenerek kurduğu sinema dili, ge­lenek­sek kalıpların dışında yeni ifade yol­ları aradı. Kariy­erinin ilk döne­minde biçimsel an­lamda deney­sel olan tarzı, toplum­sal cin­siyet rol­ler­ine dair sine­manın tem­sil poli­tikalarının alanını genişletti. Bir yan­dan da günde­lik hayatın sıradan ayrıntılarını peliküle ak­tar­manın yol­larını aradı. Bu yüzden film­lerinin görsel yapısı titi­z­likle tasar­lanmıştı. Min­i­mal­ist hikaye anlatımına sabit kam­erası ve görsel olarak par­mak ısırtan kom­pozisy­on­ları eşlik ed­erdi. Film gramerini nasıl kul­landığı üzer­ine çok kafa yoran Ak­er­man, klasik man­ada bir dra­matik yapıyı dışlar, at­la­maları ve yinelemeleri kul­lanırdı. Pek çok fil­minde, bir anlatım formu olarak sine­manın es­tetik kod­larını da, dra­matik kod­larını da dönüştürmeyi başardı. Tam da bu yüzden fil­mo­grafisi sinema tar­i­hine yön veren bir kilo­me­tre taşı niteliğine sahip. Sine­manın ne olduğuna dair sahip olduğumuz yerleşik yargılara mey­dan okuyan sine­ması pek çok insanı etk­iledi ve etk­ile­m­eye de devam ede­cek.


- Alkan Avcıoğlu -
(9 Ekim 2015 / BirGün)

608

Orjinal Adı: Magic In The Moonlight
Türkçe Adı: Sihirli Ay Işığı
Yönetmen: Woody Allen
Senaryo
: Woody Allen
Oyuncular: Colin Firth, Emma Stone
Yapım Yılı: 2014
Ülke: ABD
Süre: 97 dk.
Konu: Ünlü bir illüzyonist olan Stanley, Berlin'de gösterilerine devam ederken Güney Fransa'ya davet edilir. Çok zengin bir dulu ölmüş eşiyle iletişime geçirdiğini iddia eden Sophie isimli genç kadın bölgedeki ışıltılı yaşamın parçası olmaya çabalarken, Stanley bu sözde medyumun foyasını ortaya çıkarmak üzere kolları sıvar. Ancak Sophie'ye duyduğu ilgi, Stanley'nin planlarını sekteye uğratacaktır.


** Ekim ayının ilk izlediğim filmi #WoodyAllen'ın #MagicInTheMoonlight oldu.. Esra ve Feray ile birlikte izledik.. Feray beğendi.. Ben diğer Woody Allen filmlerine göre biraz zayıf buldum.. Keyifli ama çok derinlikli değil..

** Rasyonellik ve mistisizm arasındaki ebedi çatışmayı inceliyor Woody Allen.

607


Veee 'Tek Plan' filmlerde süre rekoru kıran 140 dakikalık soygun filmi VICTORIA, nihayet 2 ay sonra sadece birkaç seansla da olsa Bursa'da vizyona girdi.

Mekan: Konak Kültür Merkezi / Başka Sinema
Seanslar: 03 Ekim 2015 Cumartesi, saat 18:00
                04 Ekim 2015 Pazar, saat 15:00 ve 20:30
                06 Ekim 2015 Salı, saat 12:00 ve 18:00
                08 Ekim 2015 Perşembe, saat 15:00


2015 Berlin Film Festivali’nde adeta tozu dumana katan VICTORIA, izleyenlerin ağzını açık bırakan, 140 dakikalık tek plandan oluşan, benzerine kolay rastlanmayacak bir sinema deneyimi. Yönetmeni Sebastian Schipper’ın “Bu bir banka soygunu filmi değil. Bu bir banka soygunu!” diye tanımladığı film, izleyicisini genç bir turist olan Victoria ile beraber Berlin sokaklarında bir maceranın ortasına bırakıveriyor. Victoria, bir kulübün çıkışında dört gençle tanışır ve kendini banka soygununa kadar uzanacak olayların içinde bulur. Türk oyuncu Burak Yiğit'in de rol aldığı filmin başrolünde yükselen yıldız Laia Costa bulunuyor. Berlin’den Gümüş Ayı da dahil toplam 3 ödülle dönen VICTORIA, benzeri görülmemiş teknik bir başarı olduğu için aylar yıllar boyu konuşulacak bir film.


Orjinal Adı: Victoria
Türkçe Adı: Victoria
YönetmenSebastian Schipper
SenaryoOlivia Neergaard-Holm, Sebastian Schipper, Eike Frederik Schulz
Oyuncular: Laia Costa, Frederick Lau, Franz Rogowski, Burak Yiğit
Görüntü Yönetmeni: Sturla Brandth Grøvlen
Kurgu: Olivia Neergaard-Holm
Yapım Yılı: 2015
Ülke: Almanya
Süre: 140 dk.
İthalatFabula Films







606


Yeni bir dergiye merhaba dedik bu akşam Cafe 7.Oda'da.. Nuran almış getirmiş cafemize yakışır diye.. BAVUL.. İnsanı heyecanlandıran isimlerle dolu yepyeni bir dergi.. Bitmeyen çilesiyle Bergen'i kapağına almış.. "..bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem.." diyor.. O hüzünle ve acıyla bakan tek gözünü hatırlıyorum Bergen'in, beni de bir hüzün kaplıyor.. Kadına şiddet hiç bitmiyor.. 

Giriş yazısını okumak için sayfayı çeviriyorum.. Merhaba diyor dergi, "Türkiye'de hüznün, mutluluğun, özlemin, heyecanın ve yalnızlığın bile bir hiyerarşisi vardır. Vicdanımızın sindirebileceği ölçüde acılardan bahseder, kendi makul yalnızlıklarımızı yaşarız. Hızlı tüketilebilir buhranlarla kahrolurken, tüm bu buhranların esansı olsun diye yazılmış kelimelerle ferahlar içimiz. Gerçeklik, yarattığımız makul dünyada yalnızca bir malzemeye dönüşür. Gerçekliğe mum ışığında bakarız. Çünkü gölgelerin rengi yoktur." diye giriyor dünyamıza..

Haydi öyleyse demli bir çay iyi gider bu derginin yanında.. Nasıl olsa yağmur hiç durmuyor.. Ve evet yok ki rengi gölgelerin..

605


..eylül toparlandı gitti işte
ekim falan da gider bu gidişle..

-Turgut Uyar-

601

FİLMEKİMİ 2015 kapsamında Bursa Takvimi


3 gün boyunca Korupark'ta yaşayacağız belli :)

600


KISA FİLM
Gökyüzünde rüzgarla birlikte sürekli yer değiştiren renkli bulutları izlemek kadar heyecan vericiydi..
Zaman anlamını yitirmiş, durmuş gibiydi..
Başdöndüren bir koku kaplamıştı her yeri..
Güzel olmasına güzeldi..
Ama ben "açılış sahnesi"ni izliyorum diye pür dikkat kesilmişken kadraja, meğer filmin tamamı o kadarmış ki..





Şiir: Fatoş Avcıoğlu
Fotoğraf: Burak Yayla
Model: Fatoş Avcıoğlu

555


..yağmurda bir başka güzeliz..



554

67. EMMY ÖDÜLLERİ



DRAMA Dalında

En İyi Drama Dizisi:Game of Thrones

En İyi Drama Dizisi Yönetmeni: “Game of Thrones” – David Nutter

En İyi Drama Dizisi Senaryosu: “Game Of Thrones” – David Benioff & D.B. Weiss

Drama Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu: Jon Hamm, “Mad Men”

Drama Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu: Viola Davis, “How to Get Away with Murder”

Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Peter Dinklage, “Game Of Thrones”

Drama Dizisinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Uzo Aduba, “Orange Is The New Black”

Drama Dizisinde En İyi Misafir Erkek Oyuncu: Reg E. Cathey, “House of Cards”

Drama Dizisinde En İyi Misafir Kadın Oyuncu: Margo Martindale, “The Americans”




KOMEDİ Dalında

En İyi Komedi Dizisi:Veep

En İyi Komedi Dizisi Yönetmeni: “Transparent” – Jill Soloway

En İyi Komedi Dizisi Senaryosu: “Veep” – Simon Blackwell & Armando Iannucci & Tony Roche

Komedi Dizisinde En İyi Erkek Oyuncu: Jeffrey Tambor, “Transparent”

Komedi Dizisinde En İyi Kadın Oyuncu: Julia Louis-Dreyfus, “Veep”

Komedi Dizisinde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Tony Hale, “Veep”

Komedi Dizisinde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Allison Janney, “Mom”

Komedi Dizisinde En İyi Misafir Erkek Oyuncu: Bradley Whitford, “Transparent”

Komedi Dizisinde En İyi Misafir Kadın Oyuncu: Joan Cusack, “Shameless”



MİNİ DİZİ ve TV FİLMİ Dalında

En İyi Mini Dizi:Olive Kitteridge

En İyi TV Filmi:Bessie


En İyi Mini Dizi ya da TV Filmi Yönetmeni: “Olive Kitteridge” – Lisa Cholodenko

En İyi Mini Dizi Senaryosu: “Olive Kitteridge” – Jane Anderson

Mini Dizi ya da TV Filminde En İyi Erkek Oyuncu: Richard Jenkins, “Olive Kitteridge”

Mini Dizi ya da TV Filminde En İyi Kadın Oyuncu: Frances McDormand, “Olive Kitteridge”

Mini Dizi veya TV Filminde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Bill Murray, “Olive Kitteridge”

Mini Dizi veya TV Filminde En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Regina King, “American Crime”

En İyi Sunucu: Jane Lynch, “Hollywood Game Night”

545



MAVİ SAKAL 16 yıldan sonra kulaklarımın da yüreğimin de pasını sildi götürdü.. 1997'de "İki Yol", 1998'de "Kan Kokusu" ve ardından 16 yıl süren sessizlik.. Nasıl özlemişim.. EP'nin ardından çıkacak albümü de heyecanla beklemeye başladım bile.. 

Şimdi uzun geceler lazım.. Sert bir bira ile NAKLEN izlemek için düşüşünü..

535


Eskiden her cuma gününü iple çekerdim. Okumayı en sevdiğim kitap eki "Radikal Kitap‬" idi. Sonra Radikal basılı gazete olarak kapandı. Ve kitap eki ‎Hürriyet Gazetesi‬ ile verilmeye başlandı. Ancak sadece İstanbul'da bazı bayiilerde. Ömür arasıra alıp, evinde biriktirip ve ne zaman bana gelirse getiriyor. Ancak o zaman bir çayla tadını çıkarabiliyorum okumanın. İnsanın böyle güzel arkadaşlarının olması ne muhteşem :) Eski sayıları okumak isteyenleri de Cafe 7.Oda'ya bekliyorum.. 

Elimdeki son sayı: 713.. (14 Kasım 2014).. Ömürü dört gözle bekliyorum tabi ki bu durumda :) 54 kitabın tanıtımının olduğu bu sayıdan beni en çok çarpan söz:

"Hatıra bırakmadığınız yeri özlemezsiniz."

İşte bu.. 
Benim özlediğim yer çok az.. 
Özlemek istediğim yerler ise ne çok.. 
Oysa zamanla birlikte hayat akıp gidiyor.. 
Özleyemeden.. 
Durduğun yerde.. 

- Fatoş Avcıoğlu -

530

EN İYİ 5 WES CRAVEN FİLMİ

(Alkan Avcıoğlu - 4 Eylül 2015 BirGün)


Korku sinemasının usta yönetmeni Wes Craven, 76 yaşında hayata veda etti. Türe defalarca taze kan getirmeyi başarmış ve sayısız yönetmene ilham olmuş yönetmenin en iyi filmlerini analım istedik. 





Wes Craven'ın teen slasher türüne yeniden hayat verdiği ‘Çığlık’ bugün artık çağdaş korku sine­masının kilo­me­tretaşlarından biri. Korku sine­ması tar­i­hine ve türün ge­lenek­ler­ine refer­anslarla dolu bu post­mod­ern başyapıt, usta yönet­menin bir kez daha korku sine­masının gidişatına yön vere­cek güçte olduğunu is­patlıyordu.




İlginçtir ki Wes Craven'ın ilk filmi olan 'Sol­daki Son Ev’ yönet­menin başarılarla dolu fil­mo­grafisinin hep zirvelerinde yer al­maya devam etti. Birçok korku klasiğine imza atmış olmasına rağmen yönet­menin ilk fil­minde yarattığı bunaltıcı ve ra­hatsız edici at­mos­ferin gücüne pek az film erişebildi. Wes Craven'ın, 'Sol­daki Son Ev'in düşük bütçesini, biçimi ve at­mos­feri için bir avan­taj ha­line ge­tire­bilmesi, bu kült filmin günümüzde etk­isini hala yi­tirmemesinin sırrı.




Korku türünün en popüler klasik­lerinden birisi olan 'Elm Sokağı Kabusu’ bir seriye dönüşerek bir jen­erasy­onun uyu­mak­tan ko­rk­masına sebep olmuştu. Filmin şüph­e­siz en akılda kalıcı yanı, sinema tar­i­hinin en ikonik kötü adamlarından biri olan Freddy Krueger'i popüler kültere armağan etmiş olması.




Yönet­menin en aykırı ve sert film­lerinden biri olan 'Mer­di­ven Altındak­iler’ alt metinleriyle de sınırları zor­layan bir korku filmi. Alamet-i farika bir tuhaflığa sahip 'Mer­di­ven Altındak­iler’ usta yönet­menin fil­mo­grafisinde genel­likle tozlu raflarda kalan bir film. Ancak her iz­leyişte kıymetini hatırlat­a­cak sah­nel­erle dolu 'Mer­di­ven Altındak­iler’ Wes Craven'ın mizahının en iyi örnek­lerinden biri.




'Çığlık’, 'Elm Sokağında Kabus’ ve 'Sol­daki Son Ev’. Yönet­menin tartışmasız klasik­leri. Pek çok list­ede bu üçlüyü 'Mer­di­ven Altındak­iler’ izler. Beşinci sıra ise 'Te­pen­in Gözleri’ veya 'Gece Uçuşu’ veya kötü film hayran­larının ter­cihi 'Şok'a gider. Bun­ların yer­ine list­edeki 5. yer­im­izi, korku türünün ciddi mer­aklılarının takdirini kazanan bir başka “suçlu zevk” ter­cihi olan 'Yılan Ve Gökkuşağı'na vere­lim iste­dik. Wes Craven'ın fil­mo­grafisinin en acayip ve en cesur film­lerinden biri olan 1988 tar­ihli yapım, görsel an­lamda yönet­menin en özgün işlerinden.


505

KURT COBAIN BELGESELİ 

(Alkan Avcıoğlu - 14 Ağustos 2015 - BirGün)


Aldığı olağanüstü eleştirilerle dikkat çeken ve bu hafta DVD formatında piyasaya sürülen ‘Cobain: Montage of Heck’ kaçırılmaması gereken bir film.



Bu sene başında Sun­dance Film Fes­ti­vali'nde prömiy­erini yapan belge­sel 'Cobain: Mon­tage of Heck’ bir süredir sine­ma­sev­er­lerin mer­akla bek­lediği bir yapımdı. Müzik tar­i­hinin en ikonik figürlerinden biri olan ve “X kuşağının sesi” olarak kabul edilen Kurt Cobain'in hayatına çok içeri­den bir bakış atıyor olması bu merakın kuşkusuz asıl ne­deni. Fakat daha önce hiç bir yerde yayınlan­mamış görüntüleri içer­mesi bir tarafa, belge­selin aldığı övgü dolu eleştir­iler de bu merakı tetikleyen un­surlar­dandı. Türkiye'deki Nir­vana hayran­ları ve sine­ma­sev­er­ler de bir süredir bu filmin hangi fes­ti­valde karşılarına çıkacağını merak ediy­ordu. Pek çok fes­ti­valde göster­ilen ve örneğin önümüzdeki hafta Saray­bosna Film Fes­ti­vali'nde de göster­ile­cek olan filmi Türkiye'de gökte ararken yerde bul­duk. 'Cobain: Mon­tage of Heck’ bu hafta Türkçe altyazılı DVD ve Blu­Ray for­matında yayınlandı. Der­hal izlen­mesi ve DVD'nin arşivlerdeki yerini alması gerek ama umuy­oruz ki yine de bu belge­sel önümüzdeki film fes­ti­val­lerinden birinde karşımıza çıkar. Böyle­likle 2015'in en çok ses ge­tiren belge­sel­lerinden birini perd­ede de izleme şansına erişiriz.

İnter­net­teki DVD satışı yapan mağazalarda şimdi­lik tal­ih­siz bir şek­ilde 'Cobain: Mon­tage of Check’ adıyla kayıtlı olan DVD'nin kapağı daha da tal­ih­siz bir çeviri kazasına kur­ban gitmiş. DVD kapağında Rol­ing Stone'dan bir alıntı var: “Tüm za­man­ların en samimi rock dosyası”. Yurtdışındaki DVD baskısının kapağında göre­bileceğimiz gibi alıntının ori­ji­nali “The most in­ti­mate rock doc ever” yani “tüm za­man­ların en samimi rock belge­seli”.

Bu “dosya"ya (!) arşivinizde hak ettiği bir yer ayırmak önemli. Çünkü filmi önemli kılan un­surların başını çeken şey daha önce hiçbir yerde kul­lanılmamış görüntüleri ve kayıtları içer­mesi. Müzik biyo­grafi­leri ve belge­sel­leri riskli çalışmalardır. Hele de söz konusu sanatçı veya grup müzik tar­i­hinin en önemli gru­plarından biriyse. Haliyle Kurt Cobain'in in­ti­harı son­rası onun hakkında veya gru­pla il­gili yazılıp çizilmeyen şey kalmadı, yüzlerce kitap ve makale yayınlandı. Müzik tar­i­hinin en önemli gru­plarından biri olan Nir­vana'nın üzerinden 21 sene geçmişken hala keşfedilmemiş ve söylen­memiş ne ola­bilir ki? Yönet­menliğini Brett Mor­gen'in yaptığı belge­selin bu soruya çok net bir yanıtı var: Tah­min ede­bileceğin­iz­den çok daha fazla şey.



GE­LENEK­SEL BİR BELGE­SEL DEĞİL

İsmini, Kurt Cobain'in evinde kay­dettiği ve şarkı ko­la­jları, radyo alıntıları, ses kayıtlarından oluşan bir kasete verdiği isim­den alan Cobain: Mon­tage of Heck, Kurt Cobain'in ailesi tarafından on­ay­lanan ve destek­le­nen ilk çalışma. Yönet­men Brett Mor­gen'e tüm aile arşivine sınırsız erişim ver­ilmiş. "200 saatin üzerinde yayınlan­mamış müzik ve ses kayıtları, say­makla bit­meye­cek ev kam­erası görüntüleri ve 4.000 say­fanın üzerinde yazılar ve çiz­im­ler"le karşılaştığını söylüyor yönet­men. Tüm bu malzemeler Kurt Cobain üzer­ine yeni bir per­spek­tif yarat­mak için imkan sağlamış. Kurt Cobain'in me­dyaya karşı tam bir kapalı kutu olmuş olması bu içeriği daha da değerli hale ge­tiriyor.

Ge­lenek­sel bir müzik belge­seli değil 'Cobain: Mon­tage of Heck’. Nitekim kurgu anlamında ge­lenek­selleştiği ve konuşan kafaları (röpor­ta­jları) bu amaç için kul­landığı anlar belge­selin töke­zlediği nadir anlar. Bu belge­selde me­dyadan bildiğiniz Kurt Cobain'i bu­la­may­a­caksınız. Onun mitleştir­ilmiş sahne per­sonasını da. Çocukluğuna, kariy­er­ine bakış açısına, evliliğine dair pek çok samimi ayrıntıyı bu­la­caksınız. Belge­sel, tüm bun­ları or­taya ya­yarken, Cobain'in yaratıcılığını ve müziğini daha iyi an­laya­bileceğimiz bir evren yarat­mayı başarıyor. Hikaye anlatımı açısından tıpkı ismi gibi bir kolaj bu çalışma. İllüstrasy­on­ları ve an­i­masy­on­larıyla oluşturduğu tarzını fotoğrafları, bel­geleri, günlükleri, not defter­lerini ekrana ge­tirirken de ko­ruyor. Ni­hayetinde de Brett Mor­gen'in biçimsel ter­cih­leri, Kurt Cobain'in iç dünyasını ve onu sar­malayan ortamı daha iyi an­la­mamızı sağlıyor.

"Sadece hayran­ları için” pek çok kötü müzik belge­seli için kul­lanılan bir tabir. 'Cobain: Mon­tage of Heck’ kötü bir belge­sel değil, ak­sine oldukça iyi; fakat yine de ben­zer min­valde bir şeyi söyle­mekte fayda var. Bu belge­sel Nir­vana hayran­ları için bin kat daha değerli. Hem muaz­zam içeriği hem de bu içerik­ten nasıl fay­dalan­ması gerektiğini bilen biçimsel ter­cih­leri ne­deniyle. Tüm bun­ları düşününce de bu yılın hakikaten sinema olay­larından biri olarak sayıla­bilir 'Cobain: Mon­tage of Heck’. Malum, belge­seller bizim ülkede hiç ilgi görme­zler. Ama bu il­gi­si­zliğe al­dan­mayın ve bu filmin gözünüzden kaçmasına izin ver­meyin.

(14 Ağustos 2015 / BirGün)

500


Geçsin bakalım zaman bildiği gibi.. 
Nasıl olsa içimde benimle birlikte yaşlanıyor..

Uzak bir rüzgarın hayali...


420

YAZ TATİLİ FİLMLERİ

(Alkan Avcıoğlu - 03 Temmuz 2015 - BirGün)


Hemen hemen herkesin tatil moduna girdiği şu günlerde beyazperdenin unutulmaz yaz filmlerinden bir seçki hazırladık.

Öğren­ciler için okullar ka­pandı. İşyer­lerinde çalışanlar da hangi hafta tatile çıkacağını plan­la­makla uğraşıyor. Sine­filin Galaksi Re­hberi köşesi de yıllık izne çıkıp 2 haf­talığına ara vere­cek. Gider­ayak beyazperd­edeki un­utul­maz yaz tatili film­ler­ine bir göz atalım iste­dik. 
Merak et­meyin, Geçen Yaz Ne Yaptığını Biliy­o­rum’ list­ede değil. Seçkideki film­lere bakarsak yaz tatilin­izde bir lu­na­parkta çalışmaya başlaya­bilir, bir kızın peşinden Strazburg'a gide­bilir, or­manda bir kulübede yaşamaya başlaya­bilir, bir rock grubuyla tur­n­eye çıka­bilir, Protes­tanlar tarafından beyninizin yıkanacağı bir yaz kampına katıla­bilir, arkadaşlarınızla or­manda bir yol­culuğa çıka­bilirsiniz. 


Ad­ven­ture­land - Greg Mottola (2009)
Ülkem­izde vizyon şansı bu­la­mayan Greg Mot­tola'nın filmi, yazın en­er­jisi kadar o boşluk duy­gusunu da perd­eye yansıtmasını başaran film­ler­den. Başından so­nuna kadar yoğun bir nos­talji duy­gusuyla bezeli film, yaz tatilin­izi bir lu­na­parkta çalışarak geçirme isteği yarata­bilir.



Ben­imle Kal / Stand By Me - Rob Reiner (1986)  
1959 yazında, 12 yaşındaki 4 gencin bir cesedi ara­mak için or­manda çıktığı yol­cu­luk, sinema tar­i­hinin en un­utul­maz yol­cu­luk­larından biri. Stephen King'in kısa romanında uyarlanan film, bir jen­erasy­onu de­rinden etk­ilemiş un­utul­maz bir klasik.






Liseden yeni mezun olan 4 gencin, üniver­site öncesinde yaz tatil­lerinin son gece­sine odak­lanan 'Amer­i­can Graf­fiti’ gençlik türünün öncü film­lerinden biri. George Lucas'ın yönettiği film, sadece bir yaz filmi değil aynı za­manda gişe başarısıyla da A.B.D.'de yaz block­buster'ı kavramını da yaratan yapımlar­dan biri.



Genç bir ressamın Strazburg sokak­larında 6 yıl önce tanıştığı Sylvia'yı arayışını an­la­tan 'En la Ciu­dad de Sylvia’, klasik an­lamda bir tatil filmi değil ama yaza dair en özel film­ler­den biri. Ge­lenek­sel hikaye an­latma mod­el­lerini pek sevmeyen Jose Luis Guerin'in yönettiği film, zamanın akışını perd­eye yansıtmak konusunda ben­z­er­siz bir hünere sahip, büyüleyici bir deneyim.



The Kings of Sum­mer - Jordan Vogt-Roberts (2013)





'The Goonies’ ve 'Ben­imle Kal’ film­lerinden ilham alan 'The Kings of Sum­mer’ ailelerinden sıkılıp or­manda bir kulübe yap­maya karar veren 3 gencin hikayesini anlatıyor. Un­utul­maz karak­ter­leri ve olağanüstü sound­track'iyle dikkat çeken bu bağımsız film, bu­rada vizyon şansı bu­la­mamıştı. Sadece Bi­ag­gio karak­teri için bile bu list­ede olmayı hak ediyor.



Aşk Yazım / My Sum­mer of Love - Pawel Pawlikowski (2004)


Pawel Paw­likowski'nin İngiltere'de çektiği film, farklı sınıflar ve farklı kültürler­den gelen 16 yaşındaki Mona ve Tam­sin'in bir yaz tanışıp bir­bir­ler­ine aşık ol­malarını anlatır. Yönet­men Paw­likowski'nin karak­ter­ler­ine di­dak­tik yaklaşmayıp, zamanın akışına odak­landığı 'Aşk Yazım’ at­mos­feri, görüntü yöne­timi ve oyun­cu­luk per­for­manslarıyla hafızalarda iz bırakan bir film.



Aşk Mevsimi / The Grad­u­ate - Mike Nichols (1967)
Üniver­site bit­tik­ten sonra hay­atla il­gili ne ya­pacağınıza dair oluşan o büyük boşluğu, bit­meyen bir yaz mevsi­mini çok az film 'Aşk Mevsimi’ kadar başarıyla an­lata­bilir. Popüler kültür tar­i­hinin kilo­me­tretaşlarından biri olan filmde, Dustin Hoff­man'ın can­landırdığı Ben­jamin o büyük boşlukta adeta yüzüyor.



Genç ve Heyecanlı / Dazed and Con­fused - Richard Linklater (1993)

1976 yazının başlangıcı, oku­lun son günü. Richard Lin­klater'ın pek çok karak­tere bir­den odak­lanan filmi, sound­track'i ve du­manlı kafasıyla un­utul­maz bir komedi. Göster­ildiği dönemde başarı yakalaya­masa da zaman geçtikçe hayran­larının sayısı hızla artan bir kült film.




Tatil Kitabı - Seyfi Teoman (2008)


Seyfi Teo­man'ın ilk filmi 'Tatil Kitabı’ Sil­ifkeli bir ailenin bir yaz boyunca başından geçen­leri anlatır. Filmin en büyük ma­haret­lerinden birisi tüm olan biten­ler boyunca, iz­leyi­cisini ilkokul öğren­cisi küçük Ali ile bir­likte bak­maya davet etmesi. Nitekim 'Tatil Kitabı’ tam da bu yüzden, nos­talji dolu taşra film­leri arasında çok özel bir yere sahip. 




Lisedeyken bir yaz tatilini, Rolling Stone der­gisinin muhabiri olarak bir rock grubuyla turnede geçirmeyi kim is­te­mez? Cameron Crowe'un her iz­leyişte kıymeti artan filmi 'Şöhrete Bir Adım'ın sırrı, düşlerde rast­lanabile­cek türden bir yazı anlatırken duy­gusal an­lamda hakiki ve samimi olmayı başara­bilmesi.



Jesus Camp - Heidi Ewing, Rachel Grady
 (2006)
Her yaz tatili, list­edeki kur­maca film­lerdeki hikayel­erdeki gibi güzel ol­muyor. Fa­natik Protes­tanların düzen­lediği teolo­jik bir yaz kampına katılan 3 çocuğun hikayesini an­la­tan belge­sel, bir yaz tatilin­den ziyade bir yaz kabusu. Özenli kur­gusuyla seyir­ciyi güçlü bir şek­ilde etk­ile­meyi başaran belge­seli izle­mek pek çok korku filmini izle­mek­ten daha ra­hatsız edici.

450


Pencereden içeriye deniz kokan bir rüzgar giriyor.. Kızım yanımda gitar çalıyor.. Kulaklarımdan içime güzel tınılar akıyor.. Uzanmışım.. 2000'li yılların en iyi dergilerinden biri olan LULL'u yıllar sonra yeniden okuyorum.. Gözlerimden içime güzel bilgiler akıyor.. Hayat güzel :)

*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

430


Kelimeler kumlara karışır.. 
Denizin tuzu sandığın lekesi olur.. 
13 harika öykü akar gözlerimden içeri..


Açılış cümleleriyle birlikte öyküler:

1. Ortadan Yarısından
Bornova'nın yüksek mahallelerinden Tenekciler'de, şurup gibi bir eylül sabahında, nereden geldiği belli olmayan kötü bir koku hissedilecekti.


2. Tacettin
İki tane adamdan bozma hıyarto, jüt olmuş Titiz Tacettin'in devede gider gibi sallana sallana geldiğini görünce, Tacettin'i çaparıza getirip cüzdanını çarpmaya kalktılar.


3. Elif'in E'si
Diyelim ki gece.


4. Engereğin Oğlu
Bir ev, köyün en sessiz evi.


5. Kadın Sesleri
Bayan B ter içinde uyandı.


6. Oğul
Her şey o akşam oldu.


7. Sarhoştuk Yıldızların Altında
Anason bulutu, bahçeli meyhanede her masaya uğrayıp bir bir anı toplarken bir Kemal yudumlamış, bir Muhsin.


8. Sarı
Cenaze evine daha önce hiç gitmemenin deneyimsizliğinden, biraz da ölüm kokusunun korkusundan olacak, uygunsuz kaçıp kaçmayacağını düşünmeden kucak dolusu güller aldım.


9. Yülerzik
Yülerziği bulmak istiyorsan ilk bakacağın yer ceviz ağaçlarının gölgesi olmalı.


10. Aşkar
Közlenmiş odun kokusu, ortalıkta uçuşan isin uyuklatıcı rehaveti içeri yayılmaya başlamışken, Canan üstünde ne varsa çıkarıp banyonun en soğuk, en kuru yerine silkeleyip attı.


11. Selametle Kalın Hanımefendi
Tatlıcı Sokağı, öyle dar bir sokaktır ki ancak kedilerle çocuklar sığabilir.


12. Küllük
Yirmi yedi yaşına gelinceye değin, bir kez olsun adalet kavramını tartışmamış bir adamın, dev bir gökdelenin kapısına vardığında, kendisi ile gökdelen arasındaki yükseklik farkını adaletsizlik olarak algıladığını düşünürseniz, ona, bundan sonraki yaşamında hiçbir başarı şansı tanımazsınız.


13. Kışlangıç
Bugün, gayet iyi anladım; Kışangıç'ı hiçbir zaman yazamayacağım.