dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

735


Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübünün çıkardığı yeni bir dergimiz var artık. Bursa'da bu dergiyi temin edebileceğimiz, okuyabileceğimiz bir yer olmadığı için ben de e-posta yazıp, cafemizi anlattım ve dergilerini okuyabilirsek çok mutlu olacağımızı söyledim. Ve çağrımıza duyarsız kalmayan kulüp, dergilerinin 2.sayısını göndermiş. Harika oldu bu :)

Pan Dergi'nin 2. sayısında
dosya konusu: Tefrika 
söyleşiler: Burhan Sönmez, Erol Köroğlu
inceleme: Devlet Terörü ve Anarşi'nin Maskesi,
çeviri: Gıyabında - Carol Shields
öyküler: Bir Kadavra Nasıl Kokar?, Madalyonun Rüyası, Halaleylo Yarattı, Yunus Abi ve Güzeller Güzeli Ömer Faruk Tuncer, Siyah, Fiyakaya Mektup, Selami, Göğe Bakma Durağı/Çağrışımlar
şiirler: Mirelere Sitemimdir, Diego'nun Fotoğrafına Bakarken, Müsait Değil, 

Ve dergiden Burhan Sönmez'in söyleşisinden çok hoşuma giden bir paragrafı alıntılayayım:
"Tek bi dünya yok. Tek bir Batı, tek bir Doğu da yok. Kuzey, bütün yönleri içeren, iyiyi de kötüyü de bağrında toplayan bir evren orada. Doğu felsefesini bugün eski halleri taklit ederek diriltmek, ya da Batı'yı bir şablon haline getirip ötelemek veya onu olduğu gibi kabul etmek çare değil."

Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübüne dergiyi gönderdiği için çok teşekkür ediyor ve ileride yayınlanacak sayıları da dört gözle bekliyoruz.

Ve Pan Dergi'yi okumak isteyen herkesi Cafe 7.Oda'ya bekliyoruz.

662


‎FilmEkimi‬ ve ‪BaşkaSinema‬ sayesinde muhteşem filmler izlediğimiz Ekim ayının dergilerini okumak için hala vakit var.. ‪Carol‬'ın süslediği inanılmaz güzel kapağı ile ‪AltyazıDergisi‬'nin Ekim sayısını okumak için‪ ‎CafeYedinciOda‬'ya bekliyoruz..

*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

606


Yeni bir dergiye merhaba dedik bu akşam Cafe 7.Oda'da.. Nuran almış getirmiş cafemize yakışır diye.. BAVUL.. İnsanı heyecanlandıran isimlerle dolu yepyeni bir dergi.. Bitmeyen çilesiyle Bergen'i kapağına almış.. "..bütün zalim olanları sen affetsen ben affetmem.." diyor.. O hüzünle ve acıyla bakan tek gözünü hatırlıyorum Bergen'in, beni de bir hüzün kaplıyor.. Kadına şiddet hiç bitmiyor.. 

Giriş yazısını okumak için sayfayı çeviriyorum.. Merhaba diyor dergi, "Türkiye'de hüznün, mutluluğun, özlemin, heyecanın ve yalnızlığın bile bir hiyerarşisi vardır. Vicdanımızın sindirebileceği ölçüde acılardan bahseder, kendi makul yalnızlıklarımızı yaşarız. Hızlı tüketilebilir buhranlarla kahrolurken, tüm bu buhranların esansı olsun diye yazılmış kelimelerle ferahlar içimiz. Gerçeklik, yarattığımız makul dünyada yalnızca bir malzemeye dönüşür. Gerçekliğe mum ışığında bakarız. Çünkü gölgelerin rengi yoktur." diye giriyor dünyamıza..

Haydi öyleyse demli bir çay iyi gider bu derginin yanında.. Nasıl olsa yağmur hiç durmuyor.. Ve evet yok ki rengi gölgelerin..

450


Pencereden içeriye deniz kokan bir rüzgar giriyor.. Kızım yanımda gitar çalıyor.. Kulaklarımdan içime güzel tınılar akıyor.. Uzanmışım.. 2000'li yılların en iyi dergilerinden biri olan LULL'u yıllar sonra yeniden okuyorum.. Gözlerimden içime güzel bilgiler akıyor.. Hayat güzel :)

*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

112



Düz bakışa ve kalıplaşmaya alternatif olarak yayın hayatına merhaba diyen aylık bağımsız sinema dergisi Sinema Terspektif'in Bursa'daki ilk satış kanalı Cafe 7.ODA olmuştur. 

Sinema üzerine alternatif dergilerin çıkmasına seviniyorum. Zaten basılı olarak o kadar az ki sinema dergisi.. Elinize alıp, sayfalarını karıştırarak okuyabileceğimiz sadece Altyazı dergisi var.. Hala gözlerim doluyor 19 yıl boyunca hiçbir sayısını kaçırmadığım ve bütün bir ay elimden düşürmediğim Sinema dergisi aklıma geldikçe.. Geçen yıl bir günde kapatılan :(

85


Benim için bu günün dergisi  #tarih oldu. "Tanrı Böyle Buyurmadı" adıyla çıkan bu ayki sayısı Hıristiyanlık ve Müslümanlıkta, din kisvesine bürünmüş zulüm, cinayet ve katliamların izini sürüyor.

"İlk atası elmadan ısırık alınca müebbet sürgün cezasına çarptırılan insan, Tanrı'dan öc alırcasına günah işlemeye devam etti. Kulları günahtan arındırmak için yola çıkan semavi dinler de, çoğu zaman yeni günahlara malzeme edildi. Savaşların çoğu din veya kutsal değerler adına yapıldı. Öldüren de öldürülen de Tanrı adına hareket etti veya cezalandırıldı." diye başlayan dergi soruyor: 
"Tanrı'ya duyulan muhabbet nasıl ve ne zaman hiddet ve şiddete dönüştü?"

76

Sabir Fikir dergisinin aralık sayısını okuyorum hala.. Birkaç yıl önce izlediğim ve sevdiğim ve yeniden izlemeliyim dediğim Black Mirror dizisi hakkında, F.Cihan Akkartal'ın "Ekrana Çok Yakından Bakma" adlı yazısını okuyorum.. ki defterime düştüğüm notları da paylaşırım yine.. Ama o yazıda dikkatimi çeken başka bir şey daha oldu.. Dizideki bir karakteri anlatmak için kullandığı betimleme.. "..pembe 80'lerin uyurgezer ilan edilen MTV gençliğinin sıradan bir üyesi.." diyor Jennifer için.. Durup kalıyorum birden.. Ben de o gençliktenim!! Doğru bir betimleme mi diye düşünüyorum.. E valla doğru gibi!! :) pembe bir kuşağın uyurgezer gençleriydik..

28


boşuna dememişler "yeni yıla nasıl girersen öyle geçer" diye.. ben yeni yıla uedaşa küfrederek girmiştim.. küfrederek geçirmeye devam ediyorum yılı.. ama bu akşam artık zirve yaptı.. hangi devirde yaşıyoruz? 4.5 saat kesinti mi olur?

** bu akşam Nurkan Kahraman'ın 'Londra'dan Yüzler' sergisinin açılışı olacaktı.. iptal ettik, yarın akşama erteledik.
** sergi açılışından önce Whiplash gösterimi olacaktı.. iptal ettik, haftaya izleyeceğiz.
** elektrik olmadığında kombiler çalışmadığı için ve hava da fazlasıyla soğuk olduğu için iç mekanlar yarım saat içinde rüzgarsız dış mekan statüsüne kavuşuyor! donuyoruz resmen.
** zırt pırt kesilen elektrikler yüzünden hangi elektrikli alet bozulacak diye bekliyoruz..

cafeyi erken kapattık ve evde üşümeyelim diye Öykü ile Korupark Avm'ye gittik.. yemek yiyip alışveriş yaptık.. Tavuk Dünyası gerçekten tavukta bir numara.. Öykü'nün favorisi: dağ kekikli tavuk, benim favorim: barbekü soslu tavuk. OYSHO'da (ki en sevdiğim mağazalardan biridir) % 50 indirim vardı kaçırmadık :) ve en son da D&R'e girip kitap ve dergileri inceledik, Psikeart'ın yeni sayısını aldık ama 'İntihar' teması hiç iç açıcı değildi, ambalajını bile açmadan cafeye getirdik..

16

tabutmag 4.sayı : Bu sayının dosya konusu seri katiller ve psikolojileri.. 

Anlık bir öfke ile katile dönüşen insanlar değil de seri katiller her zaman ilgimi çekmişti.. beyinlerinin nasıl çalıştığını, neler düşündüklerini ve psikolojilerini anlamaya çalışmak.. imkansız elbette ama incelemek de hoşuma gidiyor.

Dergideki seri katillerden beni en hayrete dönüştüren Macaristan asıllı seri katil Elizabeth Bathory oldu. Bathory, kendinden "Kanlı Kontes" olarak bahsettirmiştir. Kocası öldükten sonra büyücülükle uğraşmaya başlamıştır. At ve türevleri hayvanların kurban edildiği ayinlere de katıldığı söylenmektedir. 40 yaşına geldiğinde, yaşlanıp güzelliğini kaybedeceği telaşına düşen "Kanlı Kontes" bir gün hizmetkarı olan genç bir kızın saçlarını saçlarını tararken canını acıtması üzerine ona öyle bir tokat atmıştır ki, genç kızın yüzünden düşen bir damla kan Kontes'in eline düşmüştür. Kontes bu kanla, kızın gençliğini ve güzelliğini aldığını zannetmiş ve uşağına emir vererek kızın bütün kanını bir küvete doldurtup "kan banyosu" yapmıştır. Sonrasında iyice yoldan çıkan Kontes, 612 bakire kızı kaçırtıp, bu kızlara tepesinden asılı bir kafeste, işkence çektirmiş, kafesten akan kanlarla ise duş almıştır. 

612 !!!! inanılır gibi değil.. Şizofreni hastası olan Bathory'nin çocukluğuna baktığımız zaman, zaten normal olmamasını anlayabiliyor insan.. Bathory annesi ve babası olmadığı için amcasının evinde büyümüş ve amca da yenge de işkenceye düşkün insanlarmış. Hatta küçük kızın önünde bir adama işkence etmek için bir atı ikiye bölmüş ve adamı içine sokmuşlar ve atı tekrar dikmişler. O günden sonra Bathory, normal çocukların cesaret edemediği korktuğu oyunlara yönelmiş ve kişilik bozukluğu yüzünden de üzerine sıçrayan kanın onu güzelleştirdiğini düşünmüştür. 

Ne kadar farklı hayatlar var.. Şaşkınlıktan yorum bile yapamıyorum!

Böyle bir karakteri anlatan filmler mutlaka yapılmıştır diye bir araştırmaya giriştim de.. Puanları düşük ama aşağıdaki filmleri bulup bir bakmalı..


1. The Countess - Julie Delpy (2009)

2. Contes Immoraux - Walerian Borowczyk (1974)

3. Elizabeth Bathory - Elizabeth Nixon (2014)

4. Elizabeth Bathory - Sean Crotty (2008) (6 bölümlük bir dizi)


12


Mehmet, elinde beş tane dergi ile gelince hepimiz heyecanla dergilere sarıldık.. Telgraf, Yalnızlar Mektebi, Peyniraltı Edebiyatı ve Tabutmag ile yeni tanışan mutlu insanlara dönüştük cafede :)


Yeni tanıştığım bu dergilerden ilk olarak gözlerimi kapatıp rastgele bir sayfa açıyorum ve o sayfada ilk dikkatimi çeken kısacık alıntıları not ediyorum..

tabutmag 4.sayı : Abidin Dino'nun ölümünden bir gün önce yazdığı "Ölüm mü? Ne buluş" adlı şiiri ile açmışlar dergiyi..
"uyku dibinden tırman bakalım. 
kuyu ben'im, tırmanan, ben."


peyniraltı edebiyatı 20.sayı : 
“Çaba sarf etmek suçtur, çünkü her eylemle bir düş ölür.”
Peyniraltı Edebiyatı huzursuzlukla sunar: Fernando Pessoa.


"zaman akar, zaman geçer
zaman zindanın içinde."
- Enver Gökçe -


telgraf 2.sayı :
"Çay haysiyetli bir içecektir."
- Onur Ünlü -


telgraf 3.sayı :
"Gölgeye girenin gölgesi olmaz!"
- Neşet Ertaş -

5

güne Atlas dergisiyle başladım.. ilk göz atışımda canım Erzurum'a gitmek istedi.. sonra gözlerimi kapatıp Turnaların seslerini hayal ettim.. 2015 için güzel bir takvim veriyor bu ay Atlas.. ve Kayseri Gezi Rehberini..


Nuran, Amargi'nin yeni sayısını almış getirdi cafeye.. 
bu sayının konusu: Kahramanlarımız..

kimi bir romandan kimi bir filmden çıkmış girmiş içimize kahramanımız olmuş.. kimi ise gerçek hayattan.. zaman zaman ise birbirine karışmış gerçek ile kurgu kahramanlar.. ama beni başka bir şey vurdu giriş yazısında.. "ters-kahraman" hikayeleri de geldiğini yazmışlar.. yani uzak durmak istediğimiz kadınlar..
"Öyle ya, kadınlar en çok başka kadınlarla karşılaştırarak tanımlamaz mı kendini? Kendine benzemeyen, aradaki sınırı kuvvetlice çizmek istediği kadınlarla?"


öyle gerçekten..