İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

950

(Alkan Avcıoğlu - 25 Mart 2016 - BirGün)


7-17 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 35. İstanbul Film Festivali'nin biletleri 26 Mart Cumartesi satışa çıkıyor. 221 filmin gösterildiği programda -klasikleri değerlendirme dışı bırakırsak- aşağıdaki 25 filmi kaçırmamak gerekiyor.





Yüce Sezar! / Hail, Cae­sar!: Coen bi­rader­ler hayran­ları şim­di­den sıraya girmiş du­rumda.

Bir Lid­erin Çocukluğu / Child­hood of a Leader: Venedik'te En İyi İlk Film ödülünü kazanan Brady Cor­bet'in filmi, başarılı at­mos­feri ve Scott Walker'ın müzik­leriyle dikkat çekiyor.

Neon Boğa / Boi Neon: Gele­cek vaat eden genç yönet­men Gabriel Mas­caro'nun ik­inci kur­maca filmi, fes­ti­val pro­gramındaki pek çok popüler film­den rol çal­a­bile­cek kadar iyi.

11 Dakika / 11 Minute: Polonyalı usta yönet­men Jerzy Skolimowski'den kur­gusuyla dikkat çeken bir film.

Bin­bir Gece üçlemesi / Ara­bian Nights Tril­ogy: Miguel Gomes'in üç bölümden oluşan Bin­bir Gece'si geçtiğimiz yılın sinema olay­larından biriydi. Sinema konusunda asıl meramınız yönet­men­lik sanatı ise kaçırmayın.




Şövalye / Cheva­lier: ‘At­ten­berg’ ile tanınan Athina Rachel Tsan­gari'nin yeni filmi 'Şövalye’, Lon­dra Film Fes­ti­vali'nde En İyi Film ödülünü kazandı.

Acı Sokağı / La Calle de la Amar­gura: Mek­sika'nın ef­sane yönet­men­lerinden Ar­turo Rip­stein'ın gerçek bir hikayeden esin­le­nen son filmi, sine­matografisiyle izlen­meyi hak ediyor.

Mid­night Spe­cial: Yükselişteki yönet­men Jeff Nichols'ın Altın Ayı için yarışan filmi, nos­talji duy­gusu ile bezeli bir bil­imkurgu.

Alt Kat / Un etaj mai jos: Romen Yeni Dal­gası usulü bir Suç ve Ceza yo­rumu.

Dev Canavar / Be­he­moth: Çok iyi eleştir­iler alan Zhao Liang'in son belge­seli, görsel gücüyle dikkat çeken, uzun süre akıllarda kala­cak bir film.

Kos­mos / Cos­mos: Sinema tar­i­hinin en aykırı usta yönet­men­lerinden biri An­drzej Zu­lawski'yi son filmiyle an­mak­tan daha güzel ne ola­bilir?

Tekir / Kater: Berlin Film Fes­ti­vali'nden Teddy Ödülü'yle dönen 'Tekir’ bu yılın çok konuşula­cak film­lerinden.

Ben Belfast'ım / I Am Belfast: 'Sine­manın Hikayesi’ belge­seliyle tanıdığımız film eleştir­meni Mark Cousins'tan büyüleyici bir belge­sel.

Evrim / Evo­lu­tion: 12 yıl önce 'Ma­sumiyet’ (In­no­cence) ile akıllarımızı baştan alan Lu­cile Hadz­i­halilovic, iz­leyi­ciyi yine bambaşka sine­masal di­yarlara götürüyor.

Köpeğin Kalbi / Heart of A Dog: Avan­gard pop ikonu Lau­rie An­der­son'ın, göster­ildiği her yerde çok beğenilen belge­seli fes­ti­val pro­gramının gerçek cevher­lerinden.

Bize Rüyalarımızda Huzur Ver / Peace to Us in Our Dreams: Son derece özgün bir fil­mo­grafi inşa eden Lit­vanyalı yönet­men Sharunas Bar­tas'ın son filmi, ben­z­er­siz at­mos­feriyle dikkat çekiyor.

24 Hafta / 24 Wochen: Mi­d­enizde yum­ruk etk­isi yarat­a­cak '24 Hafta’, kürtaj tartışmaları açısından cesur ve etk­i­leyici.

Hiçbir Yere Ait Değilim / I Don’t Be­long Any­where: Geçtiğimiz sene aramızdan ayrılan Belçikalı yönet­men Chan­tal Ak­er­man üzer­ine kaçırılma­ması gereken bir belge­sel.

Yılanın Kucağında / El Abrazo de la Ser­pi­ente: Kolom­biya'nın ilk Oscar adayı 'Yılanın Kucağında’ ben­z­er­siz sinema dili ile uzun süre un­utul­may­a­cak türden bir film.




İblis / Demon: Marcin Wrona'nın son ve belki de en kişisel filmi, korku ve drama üzer­ine ye­ni­likçi bir egz­er­siz.

Dişiliğin Muk­te­dirliği / The Mighty of Her: 3 film­den oluşan seçki, bu seneki fes­ti­val pro­gramının iki el kanda da olsa gidilmesi gereken­lerinden.

Eva'ya Huzur Yok / Eva Doesn’t Sleep: Ar­jan­tinli yönet­men Pablo Agüero es­tetik an­lamda kusursuz, yarı deney­sel bir çalışma ile geri dönüyor.

Toprağın Gölgesinde / La tierra y la som­bra: Cannes'da Altın Kam­era ödülü kazanan Kolom­biya filmi, biçimsel an­lam­daki yetkinliğiyle şaşırtan ve büyüleyen bir ilk film.

Ölümcül / Meur­triere: Deney­sel sine­manın en özgün yönet­men­lerinden Philippe Grandrieux yeni filmiyle bir kez daha iz­leyi­ciyi hip­no­tize ediyor.

Bir Ejderha Uyanıyor! / Ejdeha Vared Mishavad!: Altın Ayı için yarışan 'Bir Ejderha Uyanıyor!’ yakın dönem İran sine­masında bir hayli farklı ve özgün bir yere konuşlanıyor.

834

7 Nisan'da başlayacak 35. İstanbul Film Festivali'nden sıkı sinema meraklıları için hazine değerinde dev hizmet... Festivalin yeni bölümü 'Gömülü Hazineler'de varlığı az bilinen, yasaklanmış, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış, literatürde adından hak ettiği kadar bahsedilmemiş ama 'akıllara durgunluk veren filmler' izleyiciyle buluşacak.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (IKSV) tarafından Akbank’ın desteğiyle gerçekleştirilecek 35. İstanbul Film Festivali heyecanı yaklaşıyor. 7 Nisan’da başlayacak festival 35. yılında en yenilerden, gizli hazinelere, keşiflere ve iz bırakan filmlere seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor. Festivalin bu yıl çok ses getirecek yeni bölümlerinden biri ‘Gömülü Hazineler’ başlığını taşıyor. Alkan Avcıoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği bölüm, sinema tarihinin varlığı az bilinen, yasaklanmış, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış veya literatürde adından hak ettiği kadar bahsedilmemiş filmleri gömülü olduğu yerden gün ışığına çıkartacak. Geç keşfedilen veya restore edilen kopyasıyla izleyici karşısına yeni çıkmaya başlayan bu filmleri festival kapsamında beyazperdede izlemek kuşkusuz unutulmayacak bir deneyim olacak.


AKILLARA DURGUNLUK VEREN BİR ÇALIŞMA: THE HOURGLASS SANATORIUM


Hayranları arasında David Lynch, Francis Ford Coppola ve Quay kardeşler gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has hâlâ şiddetle keşfedilmeyi bekleyen usta bir yönetmen. Yönetmenin 1973 yapımı fantastik ve gerçeküstü sinemanın nadide örneklerinden biri sayılan filmi 'S’anatorium pod klepsydra / The Hourglass Sanatorium’ bölüm kapsamında izleyiciyle buluşacak yapıtlardan. Zamanında Polonya’dan yurtdışına çıkarılması yasaklanan The Hourglass Sanatorium, gizlice gönderilen kopyasıyla 1973’te Cannes’da gösterildi ve Jüri Özel Ödülü kazandı. 2000’lerde kopyası Martin Scorsese sayesinde restore edilen filmle ilgili olarak Variety’nin efsane eleştirmeni Derek Elley, “Akıllara durgunluk veren bir çalışma, Mahler’in bütün senfonilerinin bir araya toplanmasının sinematografik muadili” diyor. Film, babasını ziyaret etmek üzere sanatoryuma giden bir adamın oda oda gezerken karşılaştığı tuhaf karakterleri, gerçeklikle hayal dünyasını birleştiren anıları, hezeyanları, Polonya’nın geçmişinden imgeler ve sıra dışı müzik bandıyla benzersiz bir sinemasal deneyim sunuyor.


PSİKEDELİK ANİMASYON BAŞYAPITI: BELLADONNA OF SADNESS


Eiichi Yamamoto’nun, sinema tarihinin en sıra dışı, cüretkar ve psikedelik animasyonlarından biri sayılan 1973 yapımı 'Kanashimi no Beradona / Belladonna of Sadness', bölüm kapsamında festival izleyicisiyle buluşacak. Fransız tarihçi Jules Michelet’in La Sorcière adlı kitabından uyarlanan bu tabuyıkıcı animasyon, köyün baronu tarafından tecavüze uğradıktan sonra şeytanla anlaşma yapan Jeanne’ın hikâyesini anlatıyor. Son yılların en önemli keşiflerinden biri olarak gösterilen Belladonna of Sadness, ilk çıktığı yıllardan bu yana uzun süre ulaşılamayan bir filmdi. 2015’te restore edilen bu sert film, nihayet yıllar sonra dünyanın pek çok ülkesinde ilk kez gösterilmeye başladı. Geçtiğimiz yıl Amerika’daki ilk gösterimini gerçekleştirdiği, en önemli fantastik film festivallerinden kabul edilen Austin’daki Fantastic Fest’de büyük ses getirdi. Japon animasyon sanatının en büyük kayıp başyapıtlarından olan bu benzersiz yapım, Japon anime-manga dünyasının “büyükbabası” Osamu Tezuka’nın yapımcılığını üstlendiği yetişkinlere yönelik “Animerama” üçlemesinin Eiichi Yamamoto tarafından çekilen son filmi. Hikayesini görselleştirmekteki yaratıcılığı ile dikkat çeken filmin benzersiz imgelem dünyası Ortaçağ tarot kartlarından Gustav Klimt’e uzanan geniş bir ilham yelpazesine sahip.


'100 TEMEL FİLM'DEN BİRİ, YILLAR SONRA İLK KEZ BEYAZPERDEDE: KILLER OF SHEEP


Amerikalı dâhi sinemacı Charles Burnett’ın hem ilk filmi hem ilk başyapıtı 1978 yapımı Killer of Sheep, Los Angeles’ta, Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı bir mahalledeki gündelik hayatı, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin izinden giden bir anlatımla gösteriyor. Düşük bütçeli ve amatör oyuncuların rol aldığı film, 1981’de Berlin Film Festivali’nde yarıştı ve FIPRESCI ödülü kazandı. Ancak müzik parçalarının telif sorunu nedeniyle hiç gösterime giremedi. Yıllar içerisinde kulaktan kulağa yayılarak Amerikan Bağımsız Sineması’nın kayıp efsanelerinden birine dönüşen film, 2007’de Steven Soderbergh’in filmin müziklerinin telif hakkını satın alması sonrası, çekiminin 30 yıl ardından nihayet ilk kez gösterime girebildi. Düz anlatıdan çok uzak, birbirine gevşekçe bağlanan vinyetlerin art arda aktığı film, yönetmen Burnett’in UCLA Sinema Bölümü’ndeki yüksek lisans bitirme tezi olarak çekildi, Filmi hem yazan hem yöneten Burnett aynı zamanda filmin yapımcısı, kurgucusu ve görüntü yönetmeniydi. Burnett’in filmi gösterilmeye başladıktan sonra Amerikan sinemasının kilometre taşlarından biri olarak kabul görmeye başladı. Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği’nin '100 Temel Film' arasına seçtiği filmi, BBC ise 2015 yılında yayınladığı 'En İyi 100 Amerikan Filmi' listesinde 26. sıraya yerleştirdi. Killer of Sheep, sinemasal değerinin yanı sıra kenar mahallelerdeki gündelik hayata dair sunduğu benzersiz gözlemlerle belgesel bir anıt da sayılıyor. Burnett, bu filmdeki sinemasal yaklaşımıyla farklı yönlerden Cassavetes, Ozu, Altman gibi deha yönetmenlerle karşılaştırılıyor.

276

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 8. Filmim:


Orjinal Adı: Jauja
Türkçe Adı: Hayal Ülkesi
Yönetmen
: Lisandro Alonso
Senaryo: Lisandro Alonso, Fabian Casas
Oyuncular: Viggo Mortensen, Ghita Norby
Ülke: Arjantin, Abd, Hollanda, Fransa, Meksika, Danimarka, Almanya
Yıl: 2014
Süre: 109 dakika


Ödülleri:
2014 Cannes FIPRESCI Ödülü–Belirli Bir Bakış
2014 Ghent Mansiyon
2014 Lima Jüri Özel Ödülü


Konu:
Kadim olanlar demiş ki: "kim ki dünya cenneti “Jauja”yı bulmaya çalışır, yolda kaybolur..." 1882’de, yerli halka karşı soykırım harekâtı sırasında Patagonya’da bir ileri karakoldayız. Danimarkalı yüzbaşı Gunnar Dinesen’in 15 yaşındaki kızı Ingeborg genç bir askere tutulup evden kaçınca, yüzbaşı genç çifti bulmak için tekinsiz düşman bölgesine girmeyi göze almaya karar verir. Lisandro Alonso’nun senaryosunu yazdığı ve profesyonel oyuncularla çalıştığı ilk filmi olan Hayal Ülkesi, bizi zamanın ötesinde, geçmişin kaybolup geleceğin anlamsızlaştığı bir yere götüren yüzbaşının yalnız arayışının hikâyesi. Ünlü oyuncu Viggo Mortensen’in göz dolduran performansıyla emperyalizme dair bilmeceli bir tefekkür.


290

SANSÜRÜN 1001 HALİ

Alkan Avcıoğlu - 14 Nisan 2015 BirGün



Kültür ve sanat alanında karşılaştığımız sansür vakalarının sayısı hızla ar­tarken kul­lanılan yöntem­ler de iyice ilginç bir hal al­maya başladı.


İki gün önce de­vletin sansür re­fleksi yine mey­dan­daydı. Bir kon­serin gerçekleşme­sine, bir filmin ulus­lararası bir fes­ti­valde göster­ilme­sine izin verilmedi. Mevzubahis film, İstan­bul Film Fes­ti­vali kap­samında göster­ile­cek olan, Çayan Demirel ve Ertuğrul Mavioğlu'nun yönet­tik­leri ‘Kuzey / Bakur’ belgeseliydi. Fes­ti­val, yaptığı duyu­ruda TC Kültür ve Tur­izm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün, Türkiye’de üretilen tüm film­lerin kayıt-tescil bel­gesi olması gerektiğini hatırla­tan bir yazı yol­ladığını açıkladı. Bu ne­denle de gösterim iptal edildi.


Önce­likle şunu baştan be­lirt­mek gerek. Ticari dolaşıma giren (vizy­ona giren veya DVD'si piyasaya sürülen) film­lerin kayıt tescil bel­gesi alması, sınıflandırılması pekala nor­mal. Ancak film fes­ti­val­lerinde göster­ile­cek film­lerin böyle bir uygu­la­maya tabi tu­tul­masının dünyada pek örneği yok. Lakin, Türkiye'deki film fes­ti­val­lerinde göster­ilen ya­bancı film­ler için de böyle bir durum söz konusu değil. Hal böyleyken bu bel­genin sadece yerli yapımlara şart koşulması ve bunun belli film­lere uygu­lan­maya çalışılması, bu yönet­meliğin yer­ine ve du­ru­muna göre sansür işlevi görecek keyfi bir uygu­lama olduğunu gösteriyor. Şüph­e­siz ki bu yönet­melik yeni değil fakat sansür amaçlı kul­lanılması pratiği yeni yeni yaygınlaşıyor.


SANSÜRE KILIF ÇOK

Geçtiğimiz ay, Çukurova Üniver­sitesi’nin kütüphanesinde bu­lu­nan nü tablo­lar Yeni Akit'in yaptığı haber son­rası kaldırıldı. Üniver­site ise tablo­ların “es­kidik­leri” için kaldırıldığını savundu. “Es­kidiler”, “kayıt tescil bel­ge­sine başvur­madılar”, “Türk aile yapısına aykırı” vb. şek­ilde türlü türlü kılıf mev­cut. Bu sansür uygu­la­malarının en tehlikeli tarafı da böyle açık ve muğlak ol­maları. Kılıfına uydurulmuş sansür uygu­la­maları, ge­lenek­sel tanımlara göre or­tada nihai bir yasak kararı ol­ma­masından fay­dala­narak suyu bulanıklaştırıyor. Tüm bu sansür süreçleri o kadar başarılılar ki, mem­leket olarak apaçık sansür olan olay­ları önce “sansür mü, değil mi?” diye tartışıyoruz. Apaçık olan gerçek­leri ve sansürün gelişmiş ver­siy­on­larının toplum­sal hay­ata ve ku­rum­lara nasıl nüfuz ettiğini göz ardı ediy­oruz. 'Bakur’ ile il­gili tartışmada da “Ee canım onlar da kayıt tescil bel­ge­sine başvur­sun­lar” diyen­leri de, diğer bir ku­tup­tan “göster­ilen diğer film­lerin kayıt tescil bel­gesi var mıymış” diyen­leri de göre­bil­i­riz. İşte tam da bu bulanık su­lara girmemek ve mese­lenin özüne dönerek tartışma nok­tasını yönet­melik ve arkasındaki zi­h­niyet olarak be­lir­lemek gerekiyor. Film fes­ti­val­lerinde göster­ilen film­leri kayıt tescil bel­gesi al­maya zorunlu kılmak kabul edile­mez, çağdışı bir mantık.


Michel Fou­cault sansürün ik­ti­darın erkini simgelediğinden bahsederken ceza ve dene­tim düsturlarıyla oto­sansüre dönüştüğünden bahseder. Bakur’un gösterimini en­gelleyen bu süreçte de, kayıt tescil bel­ge­sine başvuru zorun­luluğu bu erkin sim­gesi olan bir araç. Dönem dönem bu aracı, dene­timi ve potan­siyel cezayı hatırlat­mak ise sansür süreçlerinin oto­sansüre dönüşmesini hede­fliyor. Böyle­likle sansür tek bir merkez­den uygu­lan­may­a­cak; ku­rum­lara ve in­san­lara yayılarak, bilgi ve kimliğe sir­ayet ed­erek kendi ken­dini yeniden üreten bir edime dönüşecek. Film fes­ti­val­leri bu mem­lekette oto­sansür mekaniz­masına dönüşmeyen ender alan­lar­dan biri. Bu film­leri pro­gram­la­maya ve göster­m­eye devam ediy­or­lar. Ancak ik­ti­darın erki, dene­tim ve ceza yoluyla hatırlatılıyor. Dar bir çerçevede düşünmemek gerekiyor; hedef sadece bir filmin göster­ilmesini engelle­mek değil. Bu mantıksız yönet­meliğe daya­narak, dene­tim üzerinden yaratılan sansürün içselleştir­ilmesi ve oto­sansür re­flek­sine dönüşmesi is­teniyor. Ben­zer bir şeyi TV kanal­larımızda yaşadık, yaşıyoruz. Pek çok TV kanalı mev­cut mevzu­at­ları içerik­lerinin çok ötesinde yo­rum­la­yarak sakınca yarata­bile­cek her şeyi ke­siyor, mozaik­liyor, bip'liyor. Çünkü böyle yap­madıklarında dene­tim ve ceza baş gösteriyor ve sansürün alt-mekaniz­malara sir­ayet etme işlemi tamamlanıyor. Şu an film fes­ti­val­lerini bekleyen en büyük tehlike de işte bu. Fes­ti­val­lerin pro­gram­larını ya­parken bu yönet­meliği katı bir şek­ilde uygu­la­maları, etli sütlüye bulaşmayalım derken 'sakıncalı’ ola­bile­cek film­leri prgramlarına al­mama eğil­i­m­inin başlama tehlikesi. Fes­ti­valler de, sektör de bu tehlikenin farkında. Dolayısıyla sektörün, fes­ti­val­lerin ve yazarların dayanışma içinde hareket ed­erek bu yönet­melikte değişiklik talep et­meleri gerekiyor.


Not: Bir süre önce kalp krizi geçiren ve te­davisi süren, filmin yönet­men­lerinden Çayan Demirel'e acil şifalar diliy­oruz.

275

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 7. Filmim:



Orjinal Adı: Virunga
Türkçe Adı: Virunga

Yönetmen: Orlando Von Einsiedel
Senaryo: Orlando Von Einsiedel
Oyuncular: Andre Bauma, Emmanuel De Merode
Ülke: İngiltere, Kongo
Yıl: 2014
Süre: 100 dakika


Ödülleri:
2015 Cinema Eye Honors En İyi Görüntü
2014 AFI Docs Festivalin En İyisi
2014 Tribeca Yenilikçilik Ödülü
2014 Abu Dhabi Kara İnci


Konu:
Yönetmen Orlando von Einsiedel ve yürütücü yapımcı Leonardo di Caprio, “yürek burkan bir duyarlık ve yürek hoplatan bir gerilimle iç bunaltıcı bir rüşvet, yolsuzluk ve şiddet ağı” anlatıyor. Dünyanın biyoçeşitliliği en yüksek yerlerinden biri olan Kongo Virunga Milli Parkı M23 silahlı isyancıları tarafından tehdit edilince, küçük ve yorgun bir korucu ekibi karşılarına dikilir. Eski bir çocuk asker, yetim gorillerin bakıcısı, bir doğa koruma uzmanı ve film ekibi de iki ateş arasında kalır. Kahramanları, kötü adamları, gorilleriyle bu benzersiz aksiyon-belgesel, daha güzel bir dünya için kendi hayatını hiçe sayanların inanılmaz öyküsünü anlatıyor.


274

İstanbul yağmurlu ve soğuk.. 
trafik ağır aksak ilerliyor.. 
34. İstanbul Film Festivali harika gidiyor.. 
program yoğun.. 
vakit az.. 
takside bile film çalışıyorum.. 
(bknz: yukarıdaki fotoğraf..) 
bu havayı seviyorum.. 
bu koşturmacayı.. 
filmlerden sarhoş olmayı.. 
dev sinema salonlarında boş koltuk olmadan film izlemeyi.. 
merdivenlerde bile oturanları görmeyi.. 
iki film arası sıcak bir çay içmeyi.. çayını içerken bir yandan filmleri incelemeyi, okumayı..
İstanbul da güzel, festival de güzel.. 
şimdi bugünün ilk filmini seçtim.. 
Virunga..

273

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 6. Filmim:

Orjinal Adı: Words With Gods
Türkçe Adı: Tanrılarla Konuşmalar

Yönetmenler: Guillermo Arriaga, Hector Babenco, Alex de la Iglesia, Bahman Ghobadi, Amos Gitai, Emir Kusturica, Mira Nair, Hideo Nakata, Warwick Thornton
Ülke: Mexico
Yıl: 2014
Süre: 133 dakika


Konu:
Farklı coğrafya ve inanç sistemlerinden dokuz ünlü yönetmenin bir araya gelerek yaptığı Tanrılarla Konuşmalar, inanç ve inançsızlık üzerine bir zihin egzersizi. Ateizmden Hinduizme, İslamdan Budizme uzanan bir yelpazede her yönetmen, kendi kültürüne yakın duran inanç sistemi üzerinden bir hikâye anlatıyor. Guillermo Arriega’nın fikir babalığını yaptığı, 9 kısa filmden oluşan bu projedeki yönetmenlerin isimleri heyecan verici. Bahman Ghobadi, çektiği bölümde Yılmaz Erdoğan bir kez daha birlikte çalışma fırsatı buluyor.



272


34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 5. Filmim:

Orjinal Adı: Hill of Freedom
Türkçe Adı: Özgürlük Tepesi
Yönetmen
: Sang-soo Hong
Senaryo: Sang-soo Hong
Oyuncular: Ryo Kase, So-ri Moon
Ülke: Güney Kore
Yıl: 2014
Süre: 66 dakika


Ödülleri:
2014 Nantes 3 Continents En İyi Film
2014 Kore Sinema Yazarları Derneği–Yılın En İyi Kore Filmi


Konu:
İlk gösterimi Venedik’te gerçekleşen yeni Hong Sang-soo filmi, mektuplar aracılığıyla anlatılan bir aşk hikâyesi. Sevdiği kadının peşinden Güney Kore’ye giden Japon dil öğretmeni Mori’nin yazdığı mektuplar bunlar. Aradığı kadını bulamayınca yeni insanlarla tanışan ama aşkına yaşadıklarını anlatmaktan, günlük gibi yazılmış mektuplar bırakmaktan vazgeçmeyen bir adamın öyküsü. Peki, kadın bu mektuplara nihayet ulaştığında artık çok geç mi olacak? Ya da anlatılanlar hangi sırayla gerçekleşti acaba? Özgürlük Tepesi sadece etkileyici bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda bellek ve zaman üzerine bir deneme.



271

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 4. Filmim:

Orjinal Adı: Oh! What A Lovely War
Türkçe Adı: Ah! Ne Tatlı Savaş
Yönetmen: Richard Attenborough
Senaryo: Len Deighton
Oyuncular: Wendy Allnut, Colin Farrel
Ülke: İngiltere
Yıl: 1969
Süre: 144 dakika


Ödülleri:
1970 Altın Küre En İyi Yabancı İngilizce Film
1970 BAFTA En İyi Görüntü, En İyi Kostüm, En İyi Ses, En İyi Sanat Yönetimi, En İyi Yardımcı Oyuncu (L. Olivier), Birleşmiş Milletler Ödülü

Konu:
Birinci Dünya Savaşı sırasında geçen Ah! Ne Tatlı Savaş, Smith ailesinden cepheye giden bir grup gencin hikâyesini anlatan müzikal bir film. Büyük Savaş’la ilgili tarihe geçmiş pek çok anın yeniden canlandırıldığı sahneler ve göz alıcı müzikal numaralarla hızla akıp giden 2,5 saat boyunca, birbirinden ünlü oyuncular da irili ufaklı rollerde peş peşe karşımıza çıkıyor. Geçtiğimiz yıl hayata veda eden Richard Attenborough’nun bu ilk yönetmenlik denemesi, çekildiği dönemin ruh halinden açıkça etkilenmiş, görkemli bir savaş karşıtı film.

264

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 3. Filmim:


Orjinal Adı: '71
Türkçe Adı: 71
Yönetmen: Yann Demange
Senaryo: Gregory Burke
Oyuncular: Jack O'Connel, Sam Reid
Ülke: İngiltere
Yıl: 2014
Süre: 100 dakika


Ödülleri:
2014 Britanya Bağımsız Sinema Ödülleri En İyi Yönetmen
2014 Berlin Ekümenik Jüri–Mansiyon
2014 Philadelphia En İyi Yönetmen
2014 Dinard İzleyici Ödülü
2014 Atina En İyi Film

Konu:
Geçtiğimiz yılın en çok ses getiren ilk filmlerinden ‘71 nefes nefese izlenen bir aksiyon... Yönetmen Yann Demange, seyirciyi 1971 yılına, Belfast sokaklarına götürüyor. Bir ayaklanmayı durdurmak için yapılan harekâtta birliği erkenden geri çekilmek zorunda kalınca, deneyimsiz İngiliz askeri Gary yanlışlıkla tek başına geride kalır. Genç adamın Belfast sokaklarından canlı kurtulma çabasını anlatan filmin başrolünde, son yılların yükselişteki İngiliz yıldızı Jack O’Connell var. Demange ustalıkla çekilmiş takip sahneleriyle gerilimi en üst seviyede tutarken, olayların politik arka planını da es geçmiyor.




263

34.İstanbul Film Festivalinde izlediğim 2. Filmim:

Orjinal Adı: Magical Girl
Türkçe Adı: Sihirli Kız
Yönetmen: Carlos Vermut
Senaryo: Carlos Vermut
Oyuncular: Marina Andruix, Julio Arrojo, Luis Bermejo
Ülke: İspanya
Yıl: 2014
Süre: 127 dakika


Ödülleri:
2015 Goya Ödülleri En İyi Kadın Oyuncu
2014 San Sebastian En İyi Film, En İyi Yönetmen


Konu:
İspanyol sinema ödüllerine damgasını vuran Sihirli Kız’a hayran kalan isimler arasında Pedro Almodóvar da yer alıyor. Lösemi hastası kızının son dileğini yerine getirmek için her şeyi göze alan işsiz bir baba, geçmişi sırlarla dolu ve bunalımda bir ev kadını, son on yılını hapishanede geçirmiş bir matematik öğretmeni... Carlos Vermut ikinci uzun metrajlı filminde, hayatları kesişen bu insanların hikâyesini anlatıyor. Bir aile dramı gibi başlayan Sihirli Kız, giderek karanlık ve rahatsız edici bir noktaya doğru ilerliyor ve final sahnesine dek seyircisini şaşırtmaya devam ediyor.




260

34.İstanbul Film Festivali Açılış Filmi:


Orjinal Adı: Conducta /Behavior
Türkçe Adı: Hal ve Gidiş
Yönetmen: Ernesto Daranas
Senaryo: Ernesto Daranas
Oyuncular: Miriel Cejas, Yuliet Cruz
Ülke: Küba
Yıl: 2014
Süre: 108 dakika


Ödülleri:
2014 HAVANA En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (A. Rodrıguez)
2014 LİMA İzleyici Ödülü
2014 BRASILIA En İyi Senaryo
2014 MÁLAGA En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu (A. Rodríguez), İzleyici Ödülü

Konu:
Chala henüz on bir yaşında, uyuşturucu bağımlısı annesiyle yaşayan bir çocuk... Dövüş köpeklerini eğitiyor ve tanık olduğu şiddeti dışavuruyor. Carmela ise Chala’nın saygı duyduğu öğretmeni... Bu iki insanın hayatı Carmela’nın hastalığıyla birlikte değişiyor. Yedek öğretmen, Chala’yı başka bir okula gönderiyor. Hastalığı sonrası okula geri dönen Carmela, sınıfını dönüştürmeye çalışan yedek öğretmene karşı çıkıyor. Ernesta Daranas Küba'da gişe rekorları kıran bu filminde sorunlu bir çocuğu ve onu bazen kabullenen, bazen reddeden bir toplumu derinlemesine inceliyor.


Filmden bir replik: "Sınıfımda ne olacağına karar veremediğim gün, öğretmenlikte son günüm olur."




235


34. İSTANBUL FİLM FESTİVALİ İÇİN 34 ÖNERİ

Alkan Avcıoğlu - Sinefilin Galaksi Rehberi - 27 Mart 2015 / BirGün



Tüm sinemaseverlerin iple çektiği an geldi. 04-19 Nisan 2015 tarihleri arasında düzenlenecek 34. İstanbul Film Festivali’nin biletleri yarın satışa çıkıyor.





45 Years / 45 Yıl : Bu sene Berlin Film Fes­ti­vali’nin ­tartışmasız en iyi filmlerinden biriydi.


A Most Vi­o­lent Year / En Şiddetli Sene: J.C. Chan­dor’dan taş gibi bir film. Kendi kuşağının en iyi görüntü yönet­men­lerinden biri olan Brad­ford Young ise filmin en önemli artısı.


Kosac / Azrail : Fes­ti­val pro­gramından hazineler çıkar­mayı se­viy­or­sanız, tercihinizi ‘Azrail’den yana kul­lan­mak­tan çek­in­meyin.


B-Movie: Lust & Sound in West Berlin 1979-1989 / B Filmi: Batı Berlin’de Şehvet ve Müzik 1979-1989 : Sadece arşiv görüntüleri ne­deniyle bile kaçırılma­ması gerek.


Catch Me Daddy / Baba Beni Yakalasana : Oyun­cu­luk per­for­mansları, boğucu ve güçlü at­mos­feriyle dikkat çeken bir film.


La Isla Min­ima / Bataklık : Bu seneki fes­ti­valin hazinelerinden biri. Yönetmeninin at­mos­fer yarat­mak­taki ma­haretiyle dikkat çeken ‘Bataklık’, geçtiğimiz yılın en iyi İspanyol film­lerinden biriydi.


Im Keller / Bo­drumda : Günümüzün en aykırı yönet­men­lerinden biri Ul­rich Seidl, bu belge­sel ile kökler­ine geri dönüyor.


The Duke of Bur­gundy / Bur­gundy Dükü : Sadece fes­ti­val pro­gramının değil yılın en iyi film­lerinden birisi.


From Cali­gari to Hitler: Ger­man Cin­ema in the Age of Masses / Cali­gari’den Hitler’e : Weimar dönemi Alman sine­masını mer­cek altına alan film, ilk filmi gibi sine­filler için bir hazine niteliğinde.


Urok / Ders : Mar­gita Go­sheva’nın per­for­mansıyla dikkat çeken ‘Ders’, son derece etk­i­leyici bir ilk film.


La Voz En Off / Dış Ses : En son olarak ‘Bon­sai’ ile bizi kendine hayran bırakan Chris­t­ian Jimenez’in son filmi.


Eisen­stein in Gua­na­ju­ato / Eisen­stein Mek­sika’da : Green­away’in filmi, yönet­menin is­min­den bek­lediğimiz kadar sıradışı.


Réalité / Gerçeklik : Kült film­lere imza atan Quentin Dupieux bir kez daha festi­val pro­gramının açık ara en acayip filmiyle karşımızda.


In­her­ent Vice / Gizli Kusur : Fes­ti­val sayesinde Paul Thomas An­der­son’ın filmini perd­ede izleme şansına erişmişken bu fırsatı geri tep­mek mümkün mü?


Güeros: Geçtiğimiz sene Berlin’de çıkan film, etk­i­leyici yönet­menliği sayesinde fes­ti­val takipçileri için bu uzun bek­leyişe değecek.


H. : Bu ale­gorik bil­imkurgu filmi, yüksek bütçe ve özel efek­tler yer­ine sizi düşündürtmek is­tiyor.



Jauja / Hayal Ülkesi : Lisan­dro Alonso toplu göster­i­m­ini ve de haliyle son filmi ‘Hayal Ülkesi’ni kaçırmayın.


Margarita, With A Straw / Hayatını Yaşa : İzleyici il­gisi ne düzeyde olur bilin­mez ama bu film fes­ti­val pro­gramındaki pek çok hit film­den rol çal­a­bile­cek potan­siyele sahip.


Work­ing­man’s Death / İşçinin Ölümü : Bazı seçkil­erde 2000’lerin en iyi filmleri arasında göster­ilen belge­sel, pek çok sine­ma­sever için hala kapalı bir kutu. İzlemek için bun­dan daha iyi bir fırsat ola­maz.


Lost River / Kayıp Nehir : Ryan Gosling’in adı ne­deniyle bu filme gide­cek­s­eniz yandınız. Ancak Lynch, Car­pen­ter, Mal­ick ve Gas­par Noe hayranıysanız doğru adrestesiniz.


Mariposa / Kele­bek : Ar­jan­tinli yönet­men Marco Berger’in son filmi, ‘Rast­lantının Böylesi’, ‘Kör Talih’, ‘Koş Lola Koş’ gibi film­lerle akraba.


Who’s Afraid of Vir­ginia Woolf? / Kim Ko­rkar Hain Kurt­tan? : Beyazperdenin bugüne kadar gördüğü en iyi tiy­a­tro oyunu uyarla­ması.


Red Army / Kızıl Ordu : Geçtiğimiz yılın en iyi belge­sel­lerinden.


Bird Peo­ple / Kuş İnsan­lar : Tuhaf bir masal niteliğin­deki film kusursuz ol­masa da son derece etk­i­leyici.


P’tit Quin­quin / Küçük Serseri : Mini seri olarak çek­ildiğine al­dan­mayın bu tam anlamıyla bir Bruno Du­mont filmi.


Il Gat­topardo / Leopar : Sinema tar­i­hinin en görkemli klasik­lerinden birini perd­ede izlemediy­s­eniz bu sene ilk bile­tinizi bu filme alın. İzlediy­s­eniz, zaten bir daha izle­mek isteye­ceksiniz.


Court / Mahkeme : Bol ödüllü film, zeki anlatısıyla mahkeme filmi alt-türüne yeni bir soluk ge­tiriyor.


It Fol­lows / Peşimdeki Şeytan : Korku sine­ması tar­i­hine adını altın harflerle kazıyacak bu filme git­mek için gerekirse tüm pro­gram­larınızı iptal edin.


Belye nochi pochtalona Alek­seya Tryapit­syna / Postacının Beyaz Geceleri : An­drei Kon­chalovsky’nin filmi, sıkı fes­ti­val takipçilerinin kesin­likle kaçırma­ması gereken­lerin başında geliyor.


Lu­cifer / Şeytan : Daire­sel “ton­doskop” for­matında çek­ilen sinema tar­i­hin­deki ilk film. Deney­sel tarzıyla dikkat çeken yönet­men Gust Van Den Berghe’nin üçlemesinin son halkası.


The Salt of the Earth / Toprağın Tuzu : Wim Wen­ders adeta ilk döne­mindeki for­muna yaklaşıyor.


Na­tional Gallery / Ulusal Müze : Lon­dra’daki Na­tional Gallery’i sinema tarhinin en iyi belge­sel­ci­lerinden Fred­er­ick Wise­man’ın gözüyle izle­meyi kim istemez?


Virunga: Oscar adayı belge­sel hakkında kulağımıza sadece iyi şeyler çalındı ve merak et­memek elde değil.


While We’re Young: Baum­bach’ın bir kez daha senaryosuyla ışıldadığı film, yönet­menin bugüne kadarki en eğlenceli işlerinden biri.