Altın Ayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Altın Ayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

127



"Altın Ayı" Kazanan En İyi 10 Film

Alkan Avcıoğlu, 13 Şubat 2015 / BirGün




65. Berlin Ulus­lararası Film Fes­ti­vali’nin so­nuna doğru yaklaşıyoruz. Altın Ayı ödülünü kazanan film yarın akşam belli ola­cak. Biz de geçmişte bu ödüle uzanmış film­ler­den en iyi 10’unu hatırlayalım iste­dik.


1953 - Dehşet Yol­cu­ları (Le Salaire de la peur / The Wages of Fear)


Altın Ayı ödülünü kazanan filmi iz­leyi­ci­lerin oylarının belirlediği yıllarda bu ödüle uzanan ‘Dehşet Yol­cu­ları’, üzerinden geçen onca yıla rağmen es­kimeyen bir film. Ger­ilim ve heye­can yaratma anlamında adeta ak­siyon sine­masının dra­matik formülünü kuran filmin yönet­men­lik koltuğunda Henri-Georges Clouzot bu­lunuyor.





1957 - Oniki Öfkeli Adam (12 Angry Men)

Altın Ayı ödülünü ku­cak­layan Amerikan film­lerinin en önemlilerinden biri. Sid­ney Lumet’nin ilk filmi olan “Oniki Öfkeli Adam” olağanüstü senaryosu ve oyun­cu­luk­larıyla ışıldıyor. Sinema tar­i­hinin yeri sarsılmaz klasik­lerinden birisi.



1958 - Yaban Çilek­leri ( Smul­tron­stal­let / Wild Strawberries )
In­g­mar Bergman’ın 1957 tar­ihli klasiği ‘Yaban Çilek­leri’ 1958’de Berlin’deki yarışmada Altın Ayı’ya uzandığında eleştir­men­lerin övgüsüne boğulan bir filmdi. Aradan yıllar geçtikçe ise daha da değer­lendi ve yüzyılın en iyi film­leri arasında kabul görmeye başladı.




1961 - Gece (La Notte)

Michelan­gelo An­to­nioni’nin ya­bancılaşma ve mod­ern insanın çöküşü üzer­ine ‘Mac­era’ ve ‘Batan Güneş’in ardından üçüncü filmi ‘Gece’, mod­ernist sine­manın kilo­me­tre taşlarından biri. Sadece kam­era çalışmasıyla ve çerçevelemeleriyle bile ödülü hak ediyor.



1965 - Al­phav­ille (Al­phav­ille, Une Etrange Aven­ture de Lemmy Cau­tion)

Ucuz dedek­tif ro­man­ları, distopik bir bil­imkurgu ve kara filmin al­a­bildiğine özgün bir karışımı olan ‘Al­phav­ille’, Jean-Luc Go­dard’ın fil­mo­grafisinde özel bir yeri olan bir film. Altın Ayı tar­i­hinin en takdire şayan ödül karar­larından biri.



1966 - Çıkmaz (Cul-de-Sac)

Roman Polan­ski’nin fil­mo­grafisin­deki çok daha popüler olan başyapıtlarının gölgesinde kalsa da ‘Çıkmaz’, yönet­menin aslında en özgün işlerinden biri. Neyse ki bu stilize ve ben­z­er­siz dere­cede tuhaf bir mizaha sahip film Altın Ayı ödülüne layık görülerek farkını belli etmişti.



1977 - Tırmanış (Voskhozh­deniye / The Ascent)
Kendi jen­erasy­onunun en önemli Rus yönet­men­leri arasında göster­ilen Larissa Shep­itko’nun son filmi olan ‘Tırmanış’ epik bir savaş dramı olduğu kadar, aynı za­manda da muaz­zam bir sine­matografiyle bezenmiş bir ale­gori.



1999 - İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line)

Usta yönet­men Ter­rence Mal­ick’in pek çok eleştirmene göre en iyi filmi olan ‘İnce Kırmızı Hat’ Altın Ayı tar­i­hinin en görkemli kazanan­larından biri. Mal­ick’in filmi sinema tar­i­hinin en iy­i­leri lis­telerinde sıklıkla boy gösteren bir başyapıt.




2002 - Ruh­ların Kaçışı (Sen To Chi­hiro No Kamikakushi / Sprited Away)

Sinema tar­i­hinin en büyük an­i­masyon usta­larından biri Hayao Miyazaki’nin 2001 tar­ihli an­i­masy­onu 2000’lerin tartışmasız başyapıtlarından biri. Ayrıca bu film Berlin Film Fes­ti­valinde ödül alan ilk an­i­masyon film olma özelliğini taşıyor.



2011 - Bir Ayrılık (Jo­daeiye Nader az Simin / A Separation)

İranlı yönet­men As­ghar Farhadi’nin kusursuzca yazılmış ve oy­nanmış filmi sadece Berlin Film Fes­ti­vali’ndeki yarışmanın değil, yılın en iy­i­lerinden biriydi. Bas­makalıp karak­ter­ler­den kaçınan yönet­men, kom­pleks bir dra­matik yapıyla iz­leyicinin iyi ve kötü üzer­ine adeta bir Tol­stoy, bir Dos­toyevski romanı okurmuşçasına gibi düşünmesini sağlıyordu.




(13 Şubat 2015 / BirGün)

116



65. Berlin Uluslararası Film Festivali dün yaptığı açılışın ardından bugün başlıyor. 19 filmin Altın Ayı için yarıştığı festivalin ödülleri 14 Şubat’ta verilecek. 
(6 Şubat 2015 / BirGün)

ALTIN AYI YARIŞI BAŞLIYOR - Alkan Avcıoğlu




Bu sene 72 ülke­den 441 filmin göster­ileceği Berlin Ulus­lararası Film Fes­ti­vali’nin yarışma pro­gramı bir hayli merak edilen film­lerle dolu. Ödüllere karar vere­cek jüriye ise Dar­ren Aronof­sky başkanlık ediyor. Ona jüride eşlik ede­cek isim­ler arasında Güney Ko­reli yönet­men Bong Joon-ho, 2009’da ‘Acının Sütü’yle (La Teta Asus­tada) Altın Ayı kazanan Pe­rulu yönet­men Clau­dia Llosa, Fransız oyuncu Au­drey Tautou, Alman oyuncu Daniel Brühl, ABD’li yapımcı Martha De Lau­ren­tiis ve senar­ist Matthew Weiner eşlik ediyor.


Dünyanın dört bir yanından sine­ma­sev­er­ler film­lerin göster­im­lerini iple çek­erken, biz de fes­ti­val başlamadan yarışacak film­lere ve ödül şanslarına bir göz atalım iste­dik. Açıkçası jürideki isim­leri düşününce, geçen seneki gibi bir sürprizin olması zor gözüküyor. Bu yüzden ödül ter­cih­leri ile eleştirel başarı arasında doğru orantılı bir ko­re­lasyon bek­lenebilir, her ne kadar Berli­nale sıklıkla üzerinde uzlaşılmayan ödül karar­larına sahne olmuş bir fes­ti­val olsa da. Ancak şüph­e­siz ki eleştirel an­lamda hangi filmin ön plana çıkacağı, film­ler iz­leyici karşısına çıktıkça belli ola­cak.



Yarışacak film­ler arasında kuşkusuz en mer­akla bek­le­nen film Ter­rence Mal­ick’in ‘Knight of Cups’ı. ‘Knight of Cups’ın usta ve bir o kadar da es­raren­giz yönet­men Mal­ick’in son iki filminin çizgisin­den pek uza­klaşması bek­len­miyor. Mal­ick, daha önce 1999 yılında Altın Ayı ödülünü 'The Thin Red Line' filmiyle kazanmıştı. Son filmi ‘To the Won­der' eleştir­men­leri ikiye bölen Mal­ick, ‘Knight of Cups’ ile böyle bir bölünme yaşamazsa Altın Ayı ödülünü tekrar kazan­ması veya bir başka ödülle dönmesi olası. Ancak bunun için önünde zorlu film­ler bu­lunuyor. Ödül kazanma ih­ti­mali yüksek olan 3 film var. Günümüzün en iyi belge­sel­ci­lerinden biri olan Pa­tri­cia Guz­man’ın son belge­seli ‘The Pearl But­ton’ bun­lar­dan biri. Guz­man, bir önceki filmi 'Nos­tal­gia de la Luzi' ile sayısız ödül kazanmıştı. Jafar Panahi’nin ‘Taxi’si ve Alexey Ger­man’ın ‘Under Elec­tric Clouds’ de bek­lendiği se­viyel­erde çıkarsa Altın Ayı’ya göz kırpan film­lerin başında geliyor. Yarışmanın genel olarak çıtası düşük olursa ise Pablo Lar­rain’in son filmi ‘El Club’ın şansı arta­bilir. Lar­rain’in kim­s­eye çaktırmadan, de­tay­larını sır gibi sak­la­yarak hızlı bir şek­ilde çektiği film Altın Ayı’nın bariz fa­vo­rilerinden biri değil. Ancak Lar­rain’in film­lerinin asla belli bir çıtanın altına düşmediğini ve zayıf bir yarışmada ra­hatlıkla ön plana çıka­bileceğini akılda tut­mak lazım. Film­ler­ine görsel an­lamda en fazla kafa yoran yönet­men­ler­den biri olan Lar­rain, En İyi Yönet­men ödülü için şansı yüksek isim­ler arasında değer­lendiriliyor.


Yarışmanın en çok merak edilen film­lerinden bir tanesi de Werner Her­zog’un oyuncu kadro­suyla göz kamaştıran filmi ‘Queen of the Desert’i. For­mda bir Her­zog, bu filmin adını yarışmada üst sıralara taşıya­bilir. Yükselişteki yönet­men An­drew Haigh’in son filmi ‘45 Years’ ise iyi çıkması bek­le­nen film­ler­den. Haigh, yüksek bek­len­ti­leri karşılarsa yarışta adından söz et­tire­cek­tir. Ben­zer şey­leri Di Phan Dang için de söyleye­bil­i­riz. 2010’da Cannes’da Eleştir­men­ler Haf­tası’nda ilk filmiyle iyi bir çıkış yapan yönet­men, 5 yıl aradan sonra gelen ik­inci filmiyle yarışmada çok ra­hatlıkla daha popüler film­ler­den rol çal­a­bilir. Di Phan Dang’ın ‘Big Fa­ther, Small Fa­ther and Other Sto­ries’ is­mini taşıyan bu filmi gibi Radu Jude’nin ‘Aferim!’i süpriz yapma ih­ti­mali bu­lu­nan film­ler­den diye­bil­i­riz. Eleştirel kar­nesinin son derece iyi olmasını bek­lediğimiz Peter Green­away’in son filmi ‘Eisen­stein in Gua­na­ju­ato’ ise zorlu film­ler­den biri ola­caktır. Şüph­e­siz ki bu durum büyük ödül için işleri zorlaştırsa da jüriden cesur bir karar umut et­m­eye devam ede­bil­i­riz. Nitekim Aronof­sky’nin Venedik’te jüri başkanı olduğu yıl Sokurov’un ‘Faust’unun kazandığını un­ut­ma­mak gerek.




Yarışmanın geri kalan film­leri ise şimdi­lik birer kapalı kutu diye­bil­i­riz. Ancak Berli­nale’nin geçmişinde Altın Ayı’ya pek çok kez yarışma başlamadan önce kapalı kutu sayılan nite­likli film­lerin uzandığını akılda tut­mak gerekiyor. İki Alman filmi ’As We Were Dream­ing’ ve ‘Vic­to­ria’ beğenilmeleri halinde yarışmanın güçlü film­ler­ine dönüşebilir. Laura Bis­puri’nin ilk filmi ‘Sworn Vir­gin’ de yarışmanın merak edilen ve bek­len­ti­lerin güçlü olduğu film­ler­den. Şu aşamada Altın Ayı şansları zayıf gibi dursa da Is­abel Coixet’in ‘No­body Wants the Night’ ve Benoit Joc­quot’un ‘Jour­nal d’une Femme de Cham­bre’si fes­ti­valin çok konuşula­cak film­lerinden ola­caktır. Geri kalan film­ler­den ne gibi sürpri­zler çıka­bilir bunu ise ancak bek­leyip göre­bil­i­riz.

(6 Şubat 2015 / BirGün)