Fatoş Avcıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatoş Avcıoğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

787


Kendine odaklandıkça artar yalnızlığın..
Başkalarına odaklandıkça da kendine yabancılığın..
Bu ikilemde tükenir gider hayatın..


Fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

778


En Yabancı Film: Çok fazla güzel film izlediğim bir yıl oldu aslında.. Ama en filmimi tereddütsüz seçiyorum:  Carol.. Tek kelimeyle büyüleyiciydi.. Filmde beni en çok etkileyen sahne Carol’ın boşanma sahnesiydi. O sahnede Cate Blanchett’ın oyunculuğu kusursuz olmanın ötesindeydi. O elleri.. O ellerini masaya koyuşu.. İnsan resmen ürperiyor o sahnede.. Kadının kırılma anı ve “kendisini” seçtiği andı o.. Ve daha iyi anlatılamazdı.. Biz FilmEkimi’nde izledik ama Şubatta vizyona giriyor.. Yeniden sinemada keyfini çıkarmak için sabırsızlanıyorum.. (Metascore:95)

En Türk Filmi: Abluka.. Hiçbir politik karakter olmadan ve hatta konusu da politik olmadan nasıl bir “politik gerilim filmi” yapılır.. Cevabı bu filmde.. Paronaya bölümlerindeki ses kullanımı ve hatta bütün bir film boyunca ses kullanımı etkileyiciydi. Venedik Film Festivalinde Özel Jüri Ödülünü alması boşuna değil.. Kesinlikle değişik ve başarılı bir film.

En Dizi: Bu sene Game of Thrones dışında başka bir dizi daha keşfettim ve iki sezoununu da çok sevdim: True Dedective

En Kitap: Film Yönetmek Üzerine – David Mamet.. Bu kadar ince bir kitapta bu kadar çok şey nasıl anlatılır!! Bir çırpıda bitiriyorsunuz.. Defalarca okuyorsunuz.. Alt çizmeye kalkmayın her satırı çiziyorsunuz :)

En Dergi: Yeni bir dergiyle tanıştık bu yıl.. PsikeSinema ..
Meselesi anlatmak olan: Sinema.. Meselesi anlamak ve çözmek olan: Psikiyatri
En sevdiğim ikili :)

En Şarkı: Eski evet ama ben bu yıl keşfettim ne yapayım.. Duman – Öyle Dertli .. Bu yıl en çok sevdiğim şarkı oldu..

En Konser: Bu sene hiç konsere gidemedim :(

En Görsel:  Yıllar sonra doğduğum topraklara gittim bu yıl iki kez.. Çifte vatandaşlık işlemlerini başlattık bir yandan.. Orada sanki hayat yavaşlatılmış gibi.. Ağır çekim bir film izliyormuşum gibiydi gözlerimin önünde akıp giden kent.. Sakin, yeşil, huzurlu.. Yukarıdaki fotoğraf gibi niceleri bu yıl görsellerim..

En Mekan: Bu yıl benim hayatımı ele geçiren ve elbette ikinci yuvamız olan Cafe 7.ODA :)

En Yiyecek/İçecek: Cafe 7.Oda’nın Mantısı :)

En Kötü Olay: 8 yıldır bizimle olan Bıcırımız öldü :(

En İyi Olay: Çok iyi olaylar var “en”im yok :)

En Koku
: Bu yıl yeni bir koku ile tanışmadım.. Yıllardır olduğu gibi kadında hala Dior Addict zirvede..

En Cümle:  İlaç ile zehir arasındaki fark, dozudur..

600


KISA FİLM
Gökyüzünde rüzgarla birlikte sürekli yer değiştiren renkli bulutları izlemek kadar heyecan vericiydi..
Zaman anlamını yitirmiş, durmuş gibiydi..
Başdöndüren bir koku kaplamıştı her yeri..
Güzel olmasına güzeldi..
Ama ben "açılış sahnesi"ni izliyorum diye pür dikkat kesilmişken kadraja, meğer filmin tamamı o kadarmış ki..





Şiir: Fatoş Avcıoğlu
Fotoğraf: Burak Yayla
Model: Fatoş Avcıoğlu

535


Eskiden her cuma gününü iple çekerdim. Okumayı en sevdiğim kitap eki "‎Radikal Kitap‬" idi. Sonra Radikal basılı gazete olarak kapandı. Ve kitap eki ‎Hürriyet Gazetesi‬ ile verilmeye başlandı. Ancak sadece İstanbul'da bazı bayiilerde. Ömür arasıra alıp, evinde biriktirip ve ne zaman bana gelirse getiriyor. Ancak o zaman bir çayla tadını çıkarabiliyorum okumanın. İnsanın böyle güzel arkadaşlarının olması ne muhteşem :) Eski sayıları okumak isteyenleri de Cafe 7.Oda'ya bekliyorum.. 

Elimdeki son sayı: 713.. (14 Kasım 2014).. Ömürü dört gözle bekliyorum tabi ki bu durumda :) 54 kitabın tanıtımının olduğu bu sayıdan beni en çok çarpan söz:

"Hatıra bırakmadığınız yeri özlemezsiniz."

İşte bu.. 
Benim özlediğim yer çok az.. 
Özlemek istediğim yerler ise ne çok.. 
Oysa zamanla birlikte hayat akıp gidiyor.. 
Özleyemeden.. 
Durduğun yerde.. 

- Fatoş Avcıoğlu -

500


Geçsin bakalım zaman bildiği gibi.. 
Nasıl olsa içimde benimle birlikte yaşlanıyor..

Uzak bir rüzgarın hayali...


450


Pencereden içeriye deniz kokan bir rüzgar giriyor.. Kızım yanımda gitar çalıyor.. Kulaklarımdan içime güzel tınılar akıyor.. Uzanmışım.. 2000'li yılların en iyi dergilerinden biri olan LULL'u yıllar sonra yeniden okuyorum.. Gözlerimden içime güzel bilgiler akıyor.. Hayat güzel :)

*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

430


Kelimeler kumlara karışır.. 
Denizin tuzu sandığın lekesi olur.. 
13 harika öykü akar gözlerimden içeri..


Açılış cümleleriyle birlikte öyküler:

1. Ortadan Yarısından
Bornova'nın yüksek mahallelerinden Tenekciler'de, şurup gibi bir eylül sabahında, nereden geldiği belli olmayan kötü bir koku hissedilecekti.


2. Tacettin
İki tane adamdan bozma hıyarto, jüt olmuş Titiz Tacettin'in devede gider gibi sallana sallana geldiğini görünce, Tacettin'i çaparıza getirip cüzdanını çarpmaya kalktılar.


3. Elif'in E'si
Diyelim ki gece.


4. Engereğin Oğlu
Bir ev, köyün en sessiz evi.


5. Kadın Sesleri
Bayan B ter içinde uyandı.


6. Oğul
Her şey o akşam oldu.


7. Sarhoştuk Yıldızların Altında
Anason bulutu, bahçeli meyhanede her masaya uğrayıp bir bir anı toplarken bir Kemal yudumlamış, bir Muhsin.


8. Sarı
Cenaze evine daha önce hiç gitmemenin deneyimsizliğinden, biraz da ölüm kokusunun korkusundan olacak, uygunsuz kaçıp kaçmayacağını düşünmeden kucak dolusu güller aldım.


9. Yülerzik
Yülerziği bulmak istiyorsan ilk bakacağın yer ceviz ağaçlarının gölgesi olmalı.


10. Aşkar
Közlenmiş odun kokusu, ortalıkta uçuşan isin uyuklatıcı rehaveti içeri yayılmaya başlamışken, Canan üstünde ne varsa çıkarıp banyonun en soğuk, en kuru yerine silkeleyip attı.


11. Selametle Kalın Hanımefendi
Tatlıcı Sokağı, öyle dar bir sokaktır ki ancak kedilerle çocuklar sığabilir.


12. Küllük
Yirmi yedi yaşına gelinceye değin, bir kez olsun adalet kavramını tartışmamış bir adamın, dev bir gökdelenin kapısına vardığında, kendisi ile gökdelen arasındaki yükseklik farkını adaletsizlik olarak algıladığını düşünürseniz, ona, bundan sonraki yaşamında hiçbir başarı şansı tanımazsınız.


13. Kışlangıç
Bugün, gayet iyi anladım; Kışangıç'ı hiçbir zaman yazamayacağım.

350



Balkanlarda oksijen çarpması yaşıyorum.. Mümkün olan her anda uyuyorum.. Hatta mümkün olmayan anlarda bile anlık uykulara dalıyorum.. Arda nehrine karşı ve çamların arasında, gözünün alabildiğine yemyeşil bir yerlerdeyiz.. Doğduğum topraklarda.. Fotoğraftaki yüzümün tazeliği ve güzelliği Balkanların oksijeninden ve az uykuyla yaşamaya mecbur hayatımda birden alışık olmadığım uyku sarhoşluğundan.. Derin nefesler alıyorum dağ havasını ciğerlerime doldurmak için.. Mavi dağlarla çevrili yeşil köyler.. Kırcaali..

262

Kardeşimin evindeki banyoda "Işık ve Ayna ile Yansıma Denemeleri" adlı çalışmam :))


88

İnanılmaz bir fırtına var dışarıda.. Bu yaşıma değin gördüğüm en büyük fırtına.. Sabaha kadar uyuyamadık.. Har an çatılar uçabilir.. Hatta her an ev bile yerinden sökülüp uçabilir gibiydi.. Sesler korkunç.. Elektrikler yok.. Güneş kayıp..

Ama ne demiş Attila İlhan.. "Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır.."



*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

84

İki kişi bir boş kağıdın karşısına oturmuş, istedikleri gibi çizmeye başlamışlar.. Ortaya renkli muhteşem bir resim çıkmış.. Tam derin bir nefes alıp güzelliğin tadını çıkaracakken, içlerinden birisi birkaç fırça darbesiyle bütün resmi değiştirmiş.. Diğeri hiç müdahale edememiş, bozulan yerleri de düzeltememiş.. Sonunda da bir karar vermiş, elindeki fırçanın hiçbir işe yaramadığını idrak ettiği an.. Bu onun resmi.. bizim değil.. 
Ve fırçayı bırakmış..


Resim çizmek zor iş.. Ben fotoğraf çekmeyi seviyorum ki.. İstediğim kadar karanlık üstelik..

*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

81

Alkol.. Ve umursamazca hız yapmak.. İkisi birleşince çoğunlukla kaza ile sonuçlanıyor son.. 

Alkolün insanda başarıyla yaptığı şey: Cesaret Vermek.. Ve o cesaretle de insanın tek düşüncesi o an: "Bana bir şey olmaz!" Sanki o an dünya yansa umrunda olmaz ve hatta o an dünya yansa ona bir şey olmaz!.. İşte bu devamında inanılmaz bir özgüven, körlük, cesaret ve umursamazlık getiriyor..
Bu duyguyu yaşamak, eğer ki alkol sınırını biliyorsan, arasıra gayet güzel bir şey..
Ama sınırını bilmiyorsan!?

Az önce bizim sokakta bir kaza oldu. Aşırı alkollü 3 genç bir evin bahçe duvarına girdiler.. Neyse ki hafif yaralanma dışında kimsede bir şey yok. Duvar yıkıldı, arabanın (BMW) önü haşat.. Ama ya bir duvara değil de bir insana çarpsalardı...

Sadece sınırını bilmeli insan.. Sınırını bildiğin takdirde bu dünyada her şeyin tadını çıkarabilirsin.. 

79

"Seninle hiçbir yere varamadığımızda fark ettim. Dünyayı unutmak için yanlış aşkı seçmişim..''
- Jan Ender Can -




*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu


71


Orjinal Adı: Life Of Pi
Türkçe Adı: Pi'nin Yaşamı
Yönetmen: Ang Lee
Senaryo: Yann Martel, David Magee
Oyuncular: Suraj Sharma, Irrfan Khan

Konu: Genç bir Hintlinin, ailesiyle bindiği gemi okyanusta fırtınada batınca, vahşi bir Bengal kaplanıyla aynı kayıkta yaptığı olağandışı yolculuk.
Ödülleri: 

2013 Akademi Ödülleri: En İyi Yönetmen, En İyi Görüntü, En İyi Film Müziği, En İyi Görsel Efekt,
2013 Altın Küre Ödülleri: En Özgün Film Müziği,
2013 BAFTA Ödülleri: En İyi Görüntü, En İyi Görsel Efekt


Aşağıdaki kısa notlarım filme dair fazlasıyla bilgi içerir. Filmi izlemeyenler için pek faydalı olmaz :)


** Film, Kanadalı yazar Yann Martel'in 2001'de yayımlanan ve pek çok ödül kazanan fantastik macera romanı Life Of Pi'den uyarlama.

** Sinematografi muhteşem ama senaryo fazlasıyla zayıf. İnanç ile ilgili metin kuvvetli değil. Yani inançsız birini hikayenin sonunda inançlı birine dönüştüreceği umudunu veriyor film başlarda. Ama hikayenin sonunda inançsızlık inanca dönüşmüyor çünkü hikaye kısmı zayıf. Yine de başlardaki dinler ile ilgili kısımlar eğlenceliydi.


** Büyük bölümü denizin ortasındaki bir sandalda geçiyor ve açık alanda klostrofobik bir etki bırakıyor.

** Bengal Kaplanı Richard Parker, filmde ilk kez görünmesinden itibaren asla evcilleşmeyeceğinin işaretini veriyor. Ölüm kalım savaşı veren Pi ve Richard Parker arasında "benzersiz" bir dostluk kurulacağı beklentisini seyirci ister istemez yaşıyor ama bu beklenti asla gerçekleşmiyor. Ki son ayrılış noktalarında Richard Parker ormana doğru giderken bir kez bile dönüp bakmıyor Pi'ye.. Ve verilmek istenen mesaj hiç yolundan şaşmamış oluyor. Vahşi hayvanlar bizim gibi düşünmezler!

** Görsel efektlerin tamamı kusursuz.. Özellikle dijital bir harika olan Richard Parker, perdede ilk görünüşünden itibaren neredeyse bir an bile gerçek olmadığını seyirciye hissettirmiyor.

** Filmin büyük bir kısmına ev sahipliği yapan Büyük Okyanus, Tayvan'daki 70 metre uzunluğunda, 30 metre eninde ve 4 metre derinliğindeki dünyanın en büyük su tankındaki çekimler sayesinde son derece gerçekçi bir tasvirle karşımızda.

** Suraj Sharma'nın ilk oyunculuk deneyimi ve yüzmeyi de sette öğrenmiş :)

** Yann Martel, Pi'nin yaşamı ile Man Booker Prize'ı kazandıktan sonra, eserinin Brezilyalı yazar Moacyr Scliar'ın Max and the Cats adlı kısa romanından çalıntı olduğuna dair suçlanmıştı. Martel bu kısa romandan haberdar olduğunu saklamıyordu ama romanı okumamıştı. Scliar'ın romanı; bir Yahudi ailesinin sahip olduğu hayvanat bahçesi ile birlikte soykırımdan kaçmaya çalışırken Atlantik Okyanusu'nda deniz kazası geçirmesini ve oğullarının bir jaguarla kurtulup aynı sandalı paylamşmasını anlatıyormu. Scliar, Martel ile bu konuyu konuştuktan sonra sorun çıkarmamış, Martel de kitabının bir yerinde ona ilham kaynağı olduğu için ithafta bulunmuş. Açıkçası ben bu kadar konu benzerliğini ilginç buluyorum ve o kısa romanı okumamış olduğuna çok da inanamıyorum :)

** Kaplanın adı; Edgar Allan Poe'nun yazdığı tek roman olan 'Arthur Gordon Pym'nin Öyküsü'ndeki asi denizci Richard Parker'dan esinlenilmiş.

** Filmde de göreceğiniz gibi okyanusun kendine ait ruh halleri var! Bazen bir canavara dönüşüyor bazen de bir aynaya. Hem bir katil hem de hayat kurtarıcı olabiliyor.

** Film; sonunda bambaşka bir güzelliğe büründü benim için.. Meğer bütün bir film boyunca bir masala inanmışız.. Öznel sahne izlemişiz hep.. Pi'nin beyninin içindeki görüntülerde gezdirmiş yönetmen bizi.. Oysa hikaye ne kadar da karanlıkmış.. Oysa biz bu hikayeyi son derece ışıltılı bir masal güzelliğinde izlemişiz.. Pi'nin ailesini kaybedişine ve denizde yüzlerce gün tek başına kalışına, beyninde nasıl bir masal üreterek katlandığını izlemişiz meğer.. 


** FİLMDEN SEVDİĞİM REPLİKLER

"- Bizler tek tanrı yerine, yüzlerce tanrıya karşı kendimizi günahkar hissederiz. Hindu dininde 33 milyon tanrı vardır."


"- Birileri bize öğretmediği sürece hiç birimiz tanrıyı bilmez." 


"- Efsanelerin ve tatlı yalanların sizi kandırmasına izin vermeyin çocuklar. Din karanlıktır."


"- Üç dine birden aynı anda inanamazsın Piscine.
 - Niye ki?
 - Çünkü aynı anda her şeye inanmak, hiçbir şeye inanmamakla aynı şeydir."


"- Hala kendi yolunu arıyor.
 - Yönü olmazsa, bu yolu nasıl bulacak?"


"- İnanç çok odalı bir evdir. Ama şüpheye odası yoktur.
 - Şüphe yararlıdır. İnancı canlı tutar. Sonuçta test edilmeden inancının gücünü bilemezsin."


"- Elimde tutunabileceğim sadece kelimeler kaldı. Her şey bir birine karıştı, küçük parçalara ayrıldı. Artık gündüz hayallerini, gece rüyalarını gerçeklerden ayıramıyorum."



27

 uyanmak için bazen yüzüme su çarpmıyorum sabahları..
düşleri çarptığım oluyor..

bazen ise sadece gerçekleri..








*şiir ve fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu

**not: fotoğraf 2004 yılında kötü bir cep telefonu çekimidir :)

23

"İnsanlar yaşlarını, arkalarında bıraktıkları yıllarla değil, anlamlı yaşadıkları yıllarla ölçmelidirler."
Yaşadığım Günler - Kazım Taşkent

çok sevdim ki ben bu alıntıyı :)
bir anda gençleştim görüyor musun?!



*fotoğraf: Murat Harmanlıklı

20



*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu


Uzun ve ağzımızda kekre bir tat bırakan eski yılı geride bırakmış, yeni yılın örtüsünü açmakla meşguldük. Tedirgindik. Mutluluğa dair çok fazla işaret yoktu önümüzde. Gökyüzü sıkıntılıydı. Bekleyiş çileli.

Derken, göğün bilmediğimiz bir katında aylarca hapis kalmışcasına telaşla koşturan kar taneleri mutluluğun önündeki görünmez engellerden birini kaldırdı. Kar lapa lapa değilse de deli bir fırtınayla yağıyordu. Yavaşladık. Çocuklar sabah okula koşturmayacaktı. Neşeli çığlıklar atıyorlardı. Kimsenin karışmadığı uzun rüyalar göreceklerdi kar yağdığı sürece. Özgürlüğün tadını çıkaran kar tanelerine bakarken, kadın olmayı erkek olmayı, yenik ya da muzaffer olmayı, haklı olmayı haksız olmayı unuttuk bir süre, gökyüzünden inen mucizeyi seyre koyulduk.


- Gönül Kıvılcım -

7

bazen umut etmek iyi değildir.. 
güzel şeyler bekletmez derlerdi bu kadar insanı.. 



*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu