779
Filmlerini heyecanla beklediğimiz ve zevkle izlediğimiz Fabula Films'ten Cafe 7.Oda'ya yılbaşı armağanları geldi.. Carol filminden harika karelerin süslediği kapakları kapatası gelmiyor insanın.. Çok teşekkürler.. Muhteşem filmlerle dolu bir yıl olsun WeAreFabula
778
En Yabancı Film: Çok fazla güzel film izlediğim bir yıl oldu aslında.. Ama en filmimi tereddütsüz seçiyorum: Carol.. Tek kelimeyle büyüleyiciydi.. Filmde beni en çok etkileyen sahne Carol’ın boşanma sahnesiydi. O sahnede Cate Blanchett’ın oyunculuğu kusursuz olmanın ötesindeydi. O elleri.. O ellerini masaya koyuşu.. İnsan resmen ürperiyor o sahnede.. Kadının kırılma anı ve “kendisini” seçtiği andı o.. Ve daha iyi anlatılamazdı.. Biz FilmEkimi’nde izledik ama Şubatta vizyona giriyor.. Yeniden sinemada keyfini çıkarmak için sabırsızlanıyorum.. (Metascore:95)
En Türk Filmi: Abluka.. Hiçbir politik karakter olmadan ve hatta konusu da politik olmadan nasıl bir “politik gerilim filmi” yapılır.. Cevabı bu filmde.. Paronaya bölümlerindeki ses kullanımı ve hatta bütün bir film boyunca ses kullanımı etkileyiciydi. Venedik Film Festivalinde Özel Jüri Ödülünü alması boşuna değil.. Kesinlikle değişik ve başarılı bir film.
En Dizi: Bu sene Game of Thrones dışında başka bir dizi daha keşfettim ve iki sezoununu da çok sevdim: True Dedective
En Kitap: Film Yönetmek Üzerine – David Mamet.. Bu kadar ince bir kitapta bu kadar çok şey nasıl anlatılır!! Bir çırpıda bitiriyorsunuz.. Defalarca okuyorsunuz.. Alt çizmeye kalkmayın her satırı çiziyorsunuz :)
En Dergi: Yeni bir dergiyle tanıştık bu yıl.. PsikeSinema ..
Meselesi anlatmak olan: Sinema.. Meselesi anlamak ve çözmek olan: Psikiyatri
En sevdiğim ikili :)
En Şarkı: Eski evet ama ben bu yıl keşfettim ne yapayım.. Duman – Öyle Dertli .. Bu yıl en çok sevdiğim şarkı oldu..
En Konser: Bu sene hiç konsere gidemedim :(
En Görsel: Yıllar sonra doğduğum topraklara gittim bu yıl iki kez.. Çifte vatandaşlık işlemlerini başlattık bir yandan.. Orada sanki hayat yavaşlatılmış gibi.. Ağır çekim bir film izliyormuşum gibiydi gözlerimin önünde akıp giden kent.. Sakin, yeşil, huzurlu.. Yukarıdaki fotoğraf gibi niceleri bu yıl görsellerim..
En Mekan: Bu yıl benim hayatımı ele geçiren ve elbette ikinci yuvamız olan Cafe 7.ODA :)
En Yiyecek/İçecek: Cafe 7.Oda’nın Mantısı :)
En Kötü Olay: 8 yıldır bizimle olan Bıcırımız öldü :(
En İyi Olay: Çok iyi olaylar var “en”im yok :)
En Koku: Bu yıl yeni bir koku ile tanışmadım.. Yıllardır olduğu gibi kadında hala Dior Addict zirvede..
En Koku: Bu yıl yeni bir koku ile tanışmadım.. Yıllardır olduğu gibi kadında hala Dior Addict zirvede..
En Cümle: İlaç ile zehir arasındaki fark, dozudur..
758
-neye bakıyorsun ki sen?
+güneşe.
-güneş işte, ne göreceksin ki?
+saadet'cim, senin hiç hayal gücün yok mu?
-senlen evlenmeden önce vardı fikri'cim. ama sonra hayal gücümün yerini dayanma gücü aldı, düşlerimin yerine de irademi koydum.
+yani hayal gücün zayıf, ama iraden güçlü öyle mi?
-heh, çok şükür ki türkçen fena değil.
+bence senin iraden güçlü değil saadet, tutkuların zayıf.”
Güneşin Oğlu - Onur Ünlü
+güneşe.
-güneş işte, ne göreceksin ki?
+saadet'cim, senin hiç hayal gücün yok mu?
-senlen evlenmeden önce vardı fikri'cim. ama sonra hayal gücümün yerini dayanma gücü aldı, düşlerimin yerine de irademi koydum.
+yani hayal gücün zayıf, ama iraden güçlü öyle mi?
-heh, çok şükür ki türkçen fena değil.
+bence senin iraden güçlü değil saadet, tutkuların zayıf.”
Güneşin Oğlu - Onur Ünlü
757
(Alkan Avcıoğlu - 18 Aralık 2015)
Yıl sonunun gelmesiyle birlikte Yılın En İyi Filmleri listeleri bir bir yayınlanırken biz bu hafta farklı bir liste hazırlayıp hak ettiği ilgiyi görmemiş filmlere odaklandık.

Sağımız solumuz yıl sonu listeleriyle, yılın en iyi filmleriyle dolu. Eleştirmenler ve izleyiciler kendi listelerini oluşturuyorlar. Bu tarz listelerin popüler tercihlerini her yerde görmeye başladık bile. Ancak her film gişede tozu dumana katan, ödülleri bir bir toplayan, yıl sonu listelerinde zirvelerde yer alan ‘Mad Max: Fury Road’ kadar şanslı değil.
Biz de bu hafta farklı bir şey yapıp bu filmlerin peşine düşelim dedik. 2015 yılında Türkiye'de vizyona girmiş filmler arasında gişede ilgi görmemiş, pek gürültü koparmamış ve hak ettiği kadar kendisinden bahsedilmemiş filmlerden bir derleme hazırladık. Listedeki filmler gişede 5.000 izleyicinin altında olan filmler. Ama bu filmlerin pek çoğu herhangi bir en iyiler listesinde rahatlıkla yer alabilecek filmler. Fakat bir şekilde bu filmlerin bazıları daha az izlendiği için, daha az bahsedildiği için “en iyiler” vitrinin arkalarında unutuluyor. Ne var ki hak ettiği ilgiyi görmemeleri, ne kadar iyi oldukları gerçeğini değiştirmiyor.
Ortaya çıkan sonuçsa oldukça ilginç. Liste, yurtdışında 30'un üzerinde ödül kazanmış belgesel The Look of Silence/Sessizliğin Bakışı, Altın Ayı ödüllü Jafar Panahi filmi Taxi/Taksi Tahran, Oscar adayı The Salt of the Earth/Toprağın Tuzu gibi filmlerden, OHA: Oflu Hoca'yı Aramak, Når Dyrene Drømmer/Hayvan Düşü, Cialo/Beden gibi sıradışı filmlere kadar uzanıyor.
45 Years/45 Yıl, The Duke of Burgundy/Burgonya Dükü, Jauja/Hayal Ülkesi, Mia Madre/Annem ve Phoenix/Yüzündeki Sır gibi eleştirmenlerin yıl sonu listelerinde kendine yer bulacak filmler; sessiz sedasız vizyona girip çıkan A Most Violent Year/En Şiddetli Sene, The Immigrant/Bir Zamanlar New York, Slow West / Sakin Batı gibi olağanüstü yönetmenliklere sahip filmler de hak ettiği ilgiyi görmeyenlerden.
Lost River/Kayıp Nehir, Plemya/Kabile gibi eleştirmenleri ikiye bölen filmler ve Paul Thomas Anderson, Noah Baumbach gibi iki önemli Amerikalı yönetmenin son filmleri Inherent Vice/Gizli Kusur ve While We’re Young da kıymeti tam bilinmeyen filmlerden.
Sadece birkaç ay önce dünya prömiyerini Toronto'da yapan Truth/Gizli Gerçek ve Freeheld/Aşka Özgürlük; Oscar adaylıklığı bulunan Mr. Turner/Bay Turner, hak ettiği Oscar adaylığını da göremeyen, eleştirmenlerin favorisi Force Majeure/Turist gibi filmler de şüphesiz daha fazla izleyiciyle buluşmayı hak ediyordu.
Listenin en özel filmi ise adaleti olan bir sinema dünyasında, genç tüm sinemaseverlerin izleyeceği ve ilham alabileceği Ahmet Uluçay belgeseli 'Tepecik Hayal Okulu’.

Tepecik Hayal Okulu
A Most Violent Year / En Şiddetli Sene
The Duke of Burgundy / Burgonya Dükü
Eden
Inherent Vice / Gizli Kusur
Lost River / Kayıp Nehir
The Look of Silence / Sessizliğin Bakışı
Love & Mercy / Aşk ve Merhamet
Plemya / Kabile
The Immigrant / Bir Zamanlar New York
The Salt of the Earth / Toprağın Tuzu
While We’re Young
Jauja / Hayal Ülkesi
Slow West / Sakin Batı
Force Majeure / Turist
OHA: Oflu Hoca'yı Aramak
Phoenix / Yüzündeki Sır
Taxi / Taksi Tahran
Freeheld / Aşka Özgürlük
Feher isten / Beyaz Tanrı
45 Years / 45 Yıl
Mia Madre / Annem
Når Dyrene Drømmer / Hayvan Düşü
Cialo / Beden
Truth / Gizli Gerçek
Mr. Turner / Bay Turner
(Alkan Avcıoğlu - Sinefilin Galaksi Rehberi / 18 Aralık 2015 / BirGün)
756
Bu akşamki "Sinemada Görme Biçimleri" dersinde konu Dostoyevski idi..
Tavsiye kitaplar:
Tavsiye kitaplar:
- Dostoyevski Poetikasının Sorunları - Mihail Bahtin
- Dostoyevski - Andre Gide
Sahne Gösterimi Yapılan Filmler:
- Karamazovi - Petr Zelenka
- Bratya Karamazovy - Kirill Lavrov, Ivan Pyryeva
- Bekleme Odası - Zeki Demirkubuz
- Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz
- Bulantı - Zeki Demirkubuz
- Bratya Karamazovy - Kirill Lavrov, Ivan Pyryeva
- Bekleme Odası - Zeki Demirkubuz
- Üçüncü Sayfa - Zeki Demirkubuz
- Bulantı - Zeki Demirkubuz
Notlar:
******* Diyaloji: Monologun tersi. İki kişinin konuşması da değil. Çoğul konuşan özneler arası iletişim. Çokdillilik.
******* Dostoyevskinin karakterleri bütünleşmemiş bir bilincin mahvoluşunu yaşarlar. Kendi evreninde sıkışıp kalıp mahvoluşa giderler. Yaşayanlar karakterler değil fikirlerdir.
******* Dostoyevskinin kitaplarında kahramanın dünyaya nasıl göründüğü önemli değildir. Dünyanın kahramana nasıl göründüğü önemlidir. Ya da kahramanın kendisine nasıl göründüğü önemlidir.
******* Dostoyevskinin kitaplarındaki aşklar da hep imkansızdır. İki kişi asla tam olarak birleşip bütünleşemezler.
******* Dostoyevski bir epilepsi hastasıdır. Ve önemli eserlerini hep büyük krizlerden sonra yazmıştır.
******* Dostoyevski eserlerinde hep bir Polonyalı karakter kullanır. Onları önce yüceltir. Ama sonra yerden yere vurur. Çünkü Dostoyevski Polonyalıları kibirli oldukları için sevmez.
******* Karamazov Kardeşler: Alyoşa başkarakterdir. İsayı temsil eder altmetinde. Dimitri aslında babasını öldürmemiştir ama içinden babasının ölmesini istediği için suçludur. Aynı anda fabrikadaki ustabaşı da aslında çocuğunun düşüp ölmesinden sorumlu olmasa da içinden ölmesini ve tazminat almayı geçirdiği için suçludur. Parmağını özellikle sıkıştırıp kopartan karakter Lisa; Alyoşaya aşıktır ama aşkının karşılığı yoktur ve şiddetli tartışma sahnesi sonrasında parmaklarını özellikle sıkıştırır. Bunun psikanalitik çözümlemesi: "Eksik Cinsel Doyum". Eksik cinsel doyum, kendi canını acıtma olarak su üstüne çıkar. Bu kitapta en önemli bölüm: 378.sayfada başlayan ve 35 sayfa süren bölüm.
******* Bekleme Odası:Filmdeki belgesel gösterilen sahne boşuna değil. Adamın evi: Av sahası. Adam evine giren hırsıza da av gibi davranıyor. Hayatına giren kadınlara da. Hayatındaki kadınların en çok acı çekme ve adamı terketme sebebi: kendilerini "hiç" gibi hissetmeleri. Önemsiz hissetmeleri. Çünkü adam her şeye karşı tepkisiz.
******* Bulantı : Bekleme Odasındaki karakterin yaşlanmış hali. Kapıcı kadın (aynı Üçüncü Sayfa filmindeki kapıcı kadın gibi) elinde ışıkla eve gelir. Adam kadının ayaklarına kapanır. Ne olacaktır?
Kadın sessiz kalabilir: Adam daha da aşağılanacağı için hiddetlenebilir.
Kadın sarılabilir: ve Üçüncü Sayfa filmindeki gibi üst katlara çıkabilir!
749
"7.Oda Okuma Kulübü" 20.kitap olarak John Steinbeck’in kaleme aldığı ‘zenginliğin ve paranın getirdiği kötülük ve felaketler’i konu alan İnci romanını okuyor.
Kitabı değerlendirmek üzere 14 Aralık 2015 Pazartesi saat 19:00’da Cafe 7.Oda’da buluşuyoruz..
İnci'nin açılış cümlesi: "Kasabada dev incinin öyküsünü anlatıp dururlar; ilk nasıl bulunduğunu, sonra nasıl yeniden kaybedildiğini."
737
52. Uluslararası Antalya Film Festivali'nde Sarmaşık filmindeki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu ödülüne uzanan Nadir Sarıbacak'ın canlı yayındaki konuşmasının bir kısmı sansürlendi.
Aşağıda sansürlenen konuşmanın tamamı var. "Bizi sevgi ve muhabbet kurtaracak." diyor sadece.. Şu konuşmadan bile rahatsız olacak insanların olması ihtimalini düşünmek istemiyorum :(
"Bir 60 saniyenizi alacağım. Tolga (Karaçelik) sağol böyle bir rolü bana teklif ettiğin için. Bütün ekibe, jüri üyelerine teşekkür ediyorum. Sağolun. Çok kısa bir hasbihal etmek istiyorum. Çok kısa, 30 saniye. Memleketle ilgili dertlerim var. Bu filmden de hareketle çok güzel arkadaşlarım var. Farklı dinden, dilden, ırktan, meşrepten, mezhepten. Hepsini aşk derecesinde seviyorum. Bizi ancak kardeşlik ve muhabbetin kurtaracağına inanıyorum. Muhabbet gerçekten. Belki bir duble rakıyla ya da bir demlik çay. Sadece muhabbet etmek kurtaracak bizim dertlerimizi. Buna inanıyorum. Çünkü vücudun organları gibiyiz. Kulağın ağza, elin ayağa nasıl muhalif olmayacağına göre bizi kesildiği zaman bütün vücut acıyacağına göre kader bağımız var memlekette. Bütün kardeşlerimi seviyorum ve onların dertlerimizi kurtaracağımıza inanıyorum. Her duygudan düşünceden, ortak birlik. Çok teşekkür ediyorum sağ olun."
"Bir 60 saniyenizi alacağım. Tolga (Karaçelik) sağol böyle bir rolü bana teklif ettiğin için. Bütün ekibe, jüri üyelerine teşekkür ediyorum. Sağolun. Çok kısa bir hasbihal etmek istiyorum. Çok kısa, 30 saniye. Memleketle ilgili dertlerim var. Bu filmden de hareketle çok güzel arkadaşlarım var. Farklı dinden, dilden, ırktan, meşrepten, mezhepten. Hepsini aşk derecesinde seviyorum. Bizi ancak kardeşlik ve muhabbetin kurtaracağına inanıyorum. Muhabbet gerçekten. Belki bir duble rakıyla ya da bir demlik çay. Sadece muhabbet etmek kurtaracak bizim dertlerimizi. Buna inanıyorum. Çünkü vücudun organları gibiyiz. Kulağın ağza, elin ayağa nasıl muhalif olmayacağına göre bizi kesildiği zaman bütün vücut acıyacağına göre kader bağımız var memlekette. Bütün kardeşlerimi seviyorum ve onların dertlerimizi kurtaracağımıza inanıyorum. Her duygudan düşünceden, ortak birlik. Çok teşekkür ediyorum sağ olun."
736
52. Uluslararası Antalya Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Tolga Karaçelik’in yönettiği “Sarmaşık” ile Mustafa Kara’nın “Kalandar Soğuğu” adlı filmi dörder ödül aldı. Ödüller, Can Dündar, Erdem Gül, Tahir ve Türkan Elçi’ye ithaf edildi.
ALTIN PORTAKAL ÖDÜLLERİ
Ulusal Yarışma
En İyi Film: Sarmaşık
En İyi Yönetmen: Tolga Karaçelik (Sarmaşık)
En İyi Senaryo: Sarmaşık
En İyi Kadın Oyuncu: Nuray Yeşilaras (Kalandar Soğuğu)
En İyi Erkek Oyuncu: Nadir Sarıbacak (Sarmaşık)
En İyi İlk Film: Çırak
En İyi Müzik: Rüzgar'ın Hatıraları & Kalandar Soğuğu
İzleyici Ödülü: Kümes
Uluslararası Yarışma
En İyi Film: Taşa Yazılmış Hatıralar
En İyi Yönetmen: Hany Abu-Assad (İdol)
En İyi Senaryo: Kayıp Kızlar
En İyi Kadın Oyuncu: Alba Rohrwashers (Yeminli Bakire)
En İyi Erkek Oyuncu: Haydar Şişman (Kalandar Soğuğu)
En İyi Müzik: Kuşatılmış
İzleyici Ödülü: Rüzgarın Hatıraları
Yaşam Boyu Onur Ödülü: Vanessa Redgrave & Franco Nero
Emek Ödülü: Sonay Kanat
En İyi İlk Film: Çırak
En İyi Müzik: Rüzgar'ın Hatıraları & Kalandar Soğuğu
İzleyici Ödülü: Kümes
Uluslararası Yarışma
En İyi Film: Taşa Yazılmış Hatıralar
En İyi Yönetmen: Hany Abu-Assad (İdol)
En İyi Senaryo: Kayıp Kızlar
En İyi Kadın Oyuncu: Alba Rohrwashers (Yeminli Bakire)
En İyi Erkek Oyuncu: Haydar Şişman (Kalandar Soğuğu)
En İyi Müzik: Kuşatılmış
İzleyici Ödülü: Rüzgarın Hatıraları
Yaşam Boyu Onur Ödülü: Vanessa Redgrave & Franco Nero
Emek Ödülü: Sonay Kanat
735
Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübünün çıkardığı yeni bir dergimiz var artık. Bursa'da bu dergiyi temin edebileceğimiz, okuyabileceğimiz bir yer olmadığı için ben de e-posta yazıp, cafemizi anlattım ve dergilerini okuyabilirsek çok mutlu olacağımızı söyledim. Ve çağrımıza duyarsız kalmayan kulüp, dergilerinin 2.sayısını göndermiş. Harika oldu bu :)
Pan Dergi'nin 2. sayısında
dosya konusu: Tefrika
söyleşiler: Burhan Sönmez, Erol Köroğlu
inceleme: Devlet Terörü ve Anarşi'nin Maskesi,
çeviri: Gıyabında - Carol Shields
öyküler: Bir Kadavra Nasıl Kokar?, Madalyonun Rüyası, Halaleylo Yarattı, Yunus Abi ve Güzeller Güzeli Ömer Faruk Tuncer, Siyah, Fiyakaya Mektup, Selami, Göğe Bakma Durağı/Çağrışımlar
şiirler: Mirelere Sitemimdir, Diego'nun Fotoğrafına Bakarken, Müsait Değil,
Ve dergiden Burhan Sönmez'in söyleşisinden çok hoşuma giden bir paragrafı alıntılayayım:
"Tek bi dünya yok. Tek bir Batı, tek bir Doğu da yok. Kuzey, bütün yönleri içeren, iyiyi de kötüyü de bağrında toplayan bir evren orada. Doğu felsefesini bugün eski halleri taklit ederek diriltmek, ya da Batı'yı bir şablon haline getirip ötelemek veya onu olduğu gibi kabul etmek çare değil."
Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübüne dergiyi gönderdiği için çok teşekkür ediyor ve ileride yayınlanacak sayıları da dört gözle bekliyoruz.
Ve Pan Dergi'yi okumak isteyen herkesi Cafe 7.Oda'ya bekliyoruz.
726
1935’te kurulan ve 1936’dan bu yana sinema dalında yılın en iyilerini ödüllendiren film eleştirmenleri organizasyonu New York Film Eleştirmenleri Birliği, yapılan törenle 2015’in en iyilerini belirledi.
Geçtiğimiz sene Richard Linklater‘ın yönettiği Boyhood'un kazandığı En İyi Film ödülü bu yıl, yılın dikkat çeken yapımlarından Carol'a giderken Carol; En İyi Film ödülünün yanında En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo ve En İyi Sinematografi dallarında kazandığı ödüllerle ödül mevsimini kasıp kavurmaya devam etti.
New York Film Critics Circle 2015 Ödülleri
En İyi Film: Carol
En İyi Yönetmen: Todd Haynes, Carol
En İyi Senaryo: Phyllis Nagy, Carol
En İyi Aktris: Saoirse Ronan, Brooklyn
En İyi Aktör: Michael Keaton, Spotlight
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Kristen Stewart, Clouds of Sils Maria
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Mark Rylance, Bridge of Spies
En İyi Sinematografi: Ed Lachman, Carol
En İyi Kurgusal-Olmayan Film: In Jackson Heights
Yabancı Dilde En İyi Film: Timbuktu
En İyi Animasyon Filmi: Inside Out
En İyi İlk Film: László Nemes, Son of Saul
Özel Ödüller: Honoring the legacy of William Becker and Janus Films ve Ennio Morricone
720
Etkinlik Tarihi: 29 Kasım 2015 Pazar, Saat: 20:30
Mekan: Konak Kültürevi / Başka Sinema
Türkçe Adı: Ben Kimim
Yönetmen: Baran bo Odar
Senaryo: Baran bo Odar, Jantje Friese
Oyuncular: Tom Schilling, Elyas M'Barek, Wotan Wilke Möhring
Yapım Yılı: 2014
Ülke: Almanya
Süre: 102 dk.
Konu: Almanya’da stüdyo filmlerini geride bırakarak gişede rekorlar kıran ve ABD remake haklarını Warner Bros’un satın aldığı “BEN KİMİM? / WHO AM I”, dünyanın en çok aranan hacker’ı haline gelen bir bilgisayar dehasının macerasını anlatıyor. 25 yaşında asosyal bir bilgisayar korsanı olan Benjamin, çevrimiçi aktiviteleriyle karizmatik hacker Max’in dikkatini çeker ve onun CLAY adlı hacker grubuna katılır. Gizli tuttukları kimlikleriyle CLAY öyle iyi işler ki, Alman Gizli Servisi ve Europol peşlerine düşer. Bunlar yetmiyormuş gibi karanlık bir hacker grubu da onları tehlikeli bir rakip olarak görecek ve peşlerine düşecektir. Bol sürprizli hikayesi, aksiyon ve şaşırtmacalarla dolu hızlı kurgusuyla Sihirbazlar Çetesi, Olağan Şüpheliler, Dövüş Kulübü gibi filmlere benzetilen “BEN KİMİM?”in yönetmenlik koltuğunda ise, Variety dergisinin “Gelecek Vaat Eden 10 Yönetmen” listesine aldığı ve şimdilerde Hollywood’a transfer olan Baran bo Odar bulunuyor.
Fragman:
719
"En belirgin fark mutfaksızlık. Mesala Boğaz’da bir balık lokantasına gidiyorsun, meze alıyorsun, ben bunu iki gün önce başka bir yerde yedim diyorsun. Her şey birbirinin bu kadar mı aynısı olur? Hiçbir özgünlük yok. Eskiden her meyhanenin kendi mutfağından çıkan mezeyi yerdin. Şimdi öyle değil artık. Basit bir ciğer kızartma bile, sıradan gözüken bir şey, pişirme, sunum açısından anlam kaybetti. Balık pişirme ustaları kalmadı, iyi balık pişiren dört beş tane yer var İstanbul’da.
Bu toprakların kültür çeşitliliğine sahip insanları kaybetmek esasında bütün hayatı kaybetmektir. Ben bu hayatı kaybetmiş neslin çocuğuyum. İstanbul’da son Bizanslıları biz gördük. Şimdi kimse bilmiyor. Yahudi, Ermeni, Rum arasındaki farkı bilmiyor gençlik. Bunların hepsini aynı yere koyuyor.
Lezzetlerini bilmiyor, kültürlerini bilmiyor hatta şöyle zannediyorlar: Önce Türkler vardı sonra herkes geldi. Bütün Anadolulular buradayken Türkler geldi. Sonra Yahudiler. Bunu kimse bilmiyor. Bir Rum arkadaşıma sevimli bir kız soruyor: “Biz İstanbul’ a 1984’te geldik. Siz ne zaman geldiniz?” Arkadaşım sakince cevaplıyor “3000 yıl önce.” Bu hayatın bizim gibi farkına varmadılar, bunun hazzını çıkaramadılar. Bir Rum evinden gelen bir tepsi musakkaya karşılık annenin gönderdiği bir Anadolu mantısı ya da bir Ermeni evinden gelen midye dolma ve buna karşılık bir koca tabak baklava. Zeytinyağlıyı, balığı Rumların elinden, dolmaları topiği Ermenilerin elinden, hamuru Türklerin, eti Kürtlerin elinden yiyeceksin. Elden ele, komşudan komşuya, cenazede, mutlulukta, bayramda bunlar paylaşılırdı ve bunun farkına varırdın.
Tabii yemekler, tatlılar. Bu renkler gitti, tatlar gitti, komşulara dağıtılan irmik helvaları, paskalya çörekleri, yumurtalar… Mesela dedem hacıydı ama Paskalya zamanı yumurta tokuştururdu benim arkadaşlarımla, yılbaşında başına kukuleta takardı, yılbaşı kutlanırdı ama Kandil’de de radyo başına geçilip Kandil dinlenirdi. Mevlitlere gidilirdi, kilisedeki düğünlere giderdi bu hacı hocalar, anneanneler. Yakın biri öldüğü zaman bizim mevlit olurdu Rumlar, Ermeniler, Yahudiler başörtüsü takıp bizim eve gelir, duaya katılırdı. Bu dünya, bu söylediğim şeyler hayat kaybı değil midir?
Hem yaşam biçimini aynı zamanda lezzetlerini kaybediyorsun. Bir kültür yok oluyor, bu iç içelik, bu koskoca Anadolu kültürü bizim gözümüzün önünde paramparça edildi.
İster Arap olsun, ister Kürt olsun, ister Türk olsun, Rum, Ermeni, bu medeniyetler, burada yaşayan kültürler, bunların hepsi yetiştikleri yerin iklimine göre davranmıştır. Adam bir yere köy kuruyor, rüzgârı nereden alacağını, sabah güneşinin nereye geleceğini, köyün evlerinin yüzünün nereye bakacağını hesaplıyor. Sahip olmak bu demektir, yoksa dünyada toprak herkesindir. Sınırsız bir dünyaya inanıyorum ben. Benim yerleştiğim, köklerimin yerleştiği bir yer varsa köklerim o topraklara, o denizlere göre hareket ediyor. Sen bu kökleri, o tohumları yok edersen, yerinden yurdundan edersen ve onun yerine benimkiler geçsin dersen dünya harikası bir caminin dibine gökdelen koyarsın. Yahu Şirince’de dünyanın en güzel zeytinlerinin olduğu yere Mübadeleyle gelen insanlar tütüncü. Zeytin ağacı hiçbir şey ifade etmiyor. Ama bir Anadolu Rum’u için zeytin ağacı onun ayrılmaz parçası. Oraya yerleştirdiğin adamsa bundan hiçbir şey algılamıyor. Kim mutlu oldu lanet Mübadele’den ne Müslümanı ne Hıristiyanı. Anadolu kurudu. Koskoca üzüm bağları, incirler, yemişler, meyveler, her şey kurudu, beton oldu. Şimdi çırpınıyoruz, o topraklarda meğer ne üzümler yetişiyormuş diyoruz. Yerinden etmeyi, onun yerine geçmeyi lezzetle ilişkilendirirsek yine bir hayat kaybıdır. Dünyanın her yerinde bütün işgaller, savaşlar, bütün yer değiştirmeler aynı zamanda hayatın tadına karşı da yapılmıştır. Hepsi dindar, hepsinin dinleri var. Eğer Tanrı’ya inanıyor ve tapınıyorlarsa bence bu Tanrı’ya yapılmış en büyük ihanettir. Çünkü herkes başka bir dünyada daha rahat edeceği endişesiyle ibadet ediyor oysa dünya denilen yer bir cennet. Sen bu yaşadığın cennete ihanet edersen, öbür tarafın hangi kurgusuyla uğraşacaksın?"
Bu toprakların kültür çeşitliliğine sahip insanları kaybetmek esasında bütün hayatı kaybetmektir. Ben bu hayatı kaybetmiş neslin çocuğuyum. İstanbul’da son Bizanslıları biz gördük. Şimdi kimse bilmiyor. Yahudi, Ermeni, Rum arasındaki farkı bilmiyor gençlik. Bunların hepsini aynı yere koyuyor.
Lezzetlerini bilmiyor, kültürlerini bilmiyor hatta şöyle zannediyorlar: Önce Türkler vardı sonra herkes geldi. Bütün Anadolulular buradayken Türkler geldi. Sonra Yahudiler. Bunu kimse bilmiyor. Bir Rum arkadaşıma sevimli bir kız soruyor: “Biz İstanbul’ a 1984’te geldik. Siz ne zaman geldiniz?” Arkadaşım sakince cevaplıyor “3000 yıl önce.” Bu hayatın bizim gibi farkına varmadılar, bunun hazzını çıkaramadılar. Bir Rum evinden gelen bir tepsi musakkaya karşılık annenin gönderdiği bir Anadolu mantısı ya da bir Ermeni evinden gelen midye dolma ve buna karşılık bir koca tabak baklava. Zeytinyağlıyı, balığı Rumların elinden, dolmaları topiği Ermenilerin elinden, hamuru Türklerin, eti Kürtlerin elinden yiyeceksin. Elden ele, komşudan komşuya, cenazede, mutlulukta, bayramda bunlar paylaşılırdı ve bunun farkına varırdın.
Tabii yemekler, tatlılar. Bu renkler gitti, tatlar gitti, komşulara dağıtılan irmik helvaları, paskalya çörekleri, yumurtalar… Mesela dedem hacıydı ama Paskalya zamanı yumurta tokuştururdu benim arkadaşlarımla, yılbaşında başına kukuleta takardı, yılbaşı kutlanırdı ama Kandil’de de radyo başına geçilip Kandil dinlenirdi. Mevlitlere gidilirdi, kilisedeki düğünlere giderdi bu hacı hocalar, anneanneler. Yakın biri öldüğü zaman bizim mevlit olurdu Rumlar, Ermeniler, Yahudiler başörtüsü takıp bizim eve gelir, duaya katılırdı. Bu dünya, bu söylediğim şeyler hayat kaybı değil midir?
Hem yaşam biçimini aynı zamanda lezzetlerini kaybediyorsun. Bir kültür yok oluyor, bu iç içelik, bu koskoca Anadolu kültürü bizim gözümüzün önünde paramparça edildi.
İster Arap olsun, ister Kürt olsun, ister Türk olsun, Rum, Ermeni, bu medeniyetler, burada yaşayan kültürler, bunların hepsi yetiştikleri yerin iklimine göre davranmıştır. Adam bir yere köy kuruyor, rüzgârı nereden alacağını, sabah güneşinin nereye geleceğini, köyün evlerinin yüzünün nereye bakacağını hesaplıyor. Sahip olmak bu demektir, yoksa dünyada toprak herkesindir. Sınırsız bir dünyaya inanıyorum ben. Benim yerleştiğim, köklerimin yerleştiği bir yer varsa köklerim o topraklara, o denizlere göre hareket ediyor. Sen bu kökleri, o tohumları yok edersen, yerinden yurdundan edersen ve onun yerine benimkiler geçsin dersen dünya harikası bir caminin dibine gökdelen koyarsın. Yahu Şirince’de dünyanın en güzel zeytinlerinin olduğu yere Mübadeleyle gelen insanlar tütüncü. Zeytin ağacı hiçbir şey ifade etmiyor. Ama bir Anadolu Rum’u için zeytin ağacı onun ayrılmaz parçası. Oraya yerleştirdiğin adamsa bundan hiçbir şey algılamıyor. Kim mutlu oldu lanet Mübadele’den ne Müslümanı ne Hıristiyanı. Anadolu kurudu. Koskoca üzüm bağları, incirler, yemişler, meyveler, her şey kurudu, beton oldu. Şimdi çırpınıyoruz, o topraklarda meğer ne üzümler yetişiyormuş diyoruz. Yerinden etmeyi, onun yerine geçmeyi lezzetle ilişkilendirirsek yine bir hayat kaybıdır. Dünyanın her yerinde bütün işgaller, savaşlar, bütün yer değiştirmeler aynı zamanda hayatın tadına karşı da yapılmıştır. Hepsi dindar, hepsinin dinleri var. Eğer Tanrı’ya inanıyor ve tapınıyorlarsa bence bu Tanrı’ya yapılmış en büyük ihanettir. Çünkü herkes başka bir dünyada daha rahat edeceği endişesiyle ibadet ediyor oysa dünya denilen yer bir cennet. Sen bu yaşadığın cennete ihanet edersen, öbür tarafın hangi kurgusuyla uğraşacaksın?"
- Uğur Yücel -
718
Cafe 7.Oda Sergileri'nin 2015 yılındaki son sergisi "7.Oda Fotoğraf Atölyesi"nin 3. ve 4. ve 5.Grup mezunlarından geliyor..
Sergi Açılışımız 28 Kasım 2015 Cumartesi günü saat 19:00'da.. Hepinizi bekliyoruz..
705
Cafe 7.Oda'da Yepyeni Bir Eğlence daha başlıyor..
Hepimizin bildiği nostaljik bir oyun.. SESSİZ SİNEMA..
Eğlenmek isteyen herkesi bu akşam ilk oyun için bekliyoruz..
Ve biz SESSİZ SİNEMA OYUNU için hazırız bile:)
Renkli elişi kağıtları kesildi..
Filmler yazıldı..
Kağıtlar katlandı..
Ve özel kutusuna konuldu..
Eğlenceye az kaldı :)
686
Cafe 7.Oda'da defter satışlarımız başladı.. İlk defterlerimiz Babil'in baykuşlu defterleri ile MetisKitap'ın her sayfasında alıntı olan güzel defterleri.. Öyleyse şimdi bir defter alıp yazma vakti..
Metis Defterlerinin 5.serisi olan bu defterden daha önce 68.notumda bir alıntı daha yazmıştım. Hazır bahsi geçmişken bir alıntı daha yazayım.. "Her yazar kendinin ilk okurudur." -Bilge Karasu, Susanlar-
673
..bu perişan halime sebeptir
senin unutmuşluğunu affetmeyeceğim..
Rüzgar Saati (1956)
Kestim Kara Saçlarımı (1960)
Sığda (1964)
Kırmızı Karanfil (1971)
Maraş’ın ve Ökkeş’in Destanı (1972)
Ağıtlar ve Türküler (1976)
Seyran Destanı (1979)
İlahiler (1983)
Sevda Kalıcıdır (1991)
Sonra İşte Yaşlandım (1995)
Sessiz Arka Bahçeler (1998)
Uzak Bir Kıyıda (2003)
Bestelenmiş bazı şiirleri:
Bestelenmiş bazı şiirleri:
Büyü Yavrum, Grup Yorum (1987)
Deli Kızın Türküsü, Sezen Aksu (1993)
Siyah Beyaz, Sevinç Eratalay (1989)
Beni Unutma (1989) Sevinç Eratalay
662
*fotoğraf: Fatoş Avcıoğlu
651
Gösterim Tarihi: 25 Ekim 2015 Pazar, Saat: 19:00
Mekan: Korupark Cinetech
Ödüller: 2015 Cannes Büyük Ödül, FIPRESCI Ödülü, François Chalais Ödülü, Vulcan Ses Tasarımı Ödülü
Orjinal Adı: Son Of Saul
Türkçe Adı: Saul'un Oğlu
Yönetmen: Laszlo Nemes
Senaryo: Laszlo Nemes, Clara Royer
Oyuncular: Geza Röhrig
Yapım Yılı: 2015
Ülke: Macaristan
Süre: 107 dk.
Konu: Cannes 2015’te gösterilen en huzursuz edici ve unutulmaz filmlerden Saul’un Oğlu, alışıldık Holokost filmlerinden ayrı bir yerde duruyor. Filmde 1944 Ekim’inde, Saul Ausländer’in hayatının iki gününe tanık oluyoruz. Saul, Auschwitz imha kampında Nazilerle işbirliği yapmaya zorlanan Yahudi tutsaklar olan Sonderkommando’lara mensuptur. Bir gün, temizlediği imha fırınında, bir oğlan çocuğunun cesedini görür. O an olanaksız bir ödev üstlenir: Çocuğun cesedini yakılmaktan kurtaracak ve usulünce toprağa verecektir. Kötülüğün yüreğine bakan, cesaret hakkında benzersiz bir film olan Saul’un Oğlu, Macaristan’ın Oscar adayı.
Fragman:
650
Gösterim Tarihi: 25 Ekim 2015 Pazar, Saat: 16:00
Mekan: Korupark Cinetech
Ödüller: 2015 Cannes En İyi Kadın Oyuncu
Orjinal Adı: Carol
Türkçe Adı: Carol
Yönetmen: Todd Haynes
Senaryo: Patricia Highsmith, Phyllis Nagy
Oyuncular: Cate Blanchett, Rooney Mara
Yapım Yılı: 2015
Ülke: İngiltere, ABD
Süre: 118 dk.
Konu: Suç ve gerilim romanlarının usta yazarı Patricia Highsmith’in kendi deneyimlerinden yola çıkarak yazdığı 1952 tarihli romanı, 11 yıllık bir yapım sürecinden sonra beyazperdede. Amerika’da ilişkilerin karanlık yüzüne bakan yönetmen Todd Haynes, şahane kadrosu ve olağanüstü sanat tasarımıyla yılın bu en çok övülen filminde 1950’lerin New York’unda iki kadının yasak aşkını anlatıyor. Tezgâhtarlık yapan ve başka bir hayat düşleyen Therese, yürümeyen evliliğinden bunalmış çekici Carol ile tanışır. Birbirlerine iyice bağlanmışlarken ilişkileri ortaya çıkınca her şeyi artlarında bırakıp yollara düşerler.
Fragman:
649
Gösterim Tarihi: 25 Ekim 2015 Pazar, Saat: 13:30
Mekan: Korupark Cinetech
Ödüller: 2015 Cannes En İyi Erkek Oyuncu, Ekümenik Jüri Mansiyon
Orjinal Adı: The Measure Of A Man
Türkçe Adı: İnsanın Değeri
Yönetmen: Stephane Brize
Senaryo: Stephane Brize, Olivier Gorce
Oyuncular: Vincent Lindon, Karine de Mirbeck
Yapım Yılı: 2015
Ülke: Fransa
Süre: 91 dk.
Konu: Neredeyse iki yıldır işsiz olan 51 yaşındaki Thierry, ailesini geçindirmek için canını dişine takmıştır. İş Bulma Kurumu’ndaki bürokratik eziyetlerin ardından bir süpermarkette güvenlikçi olarak işe başlar. Ne var ki, yeni işinde her geçen gün ahlaki sıkıntılarla boğuşacaktır: Muhtaçlar, fakirler, açgözlüler, hep gözünün önündedir. Thierry işine sahip çıkacak mıdır? Aslında, insanın değeri nedir? Dardenne Biraderler’i anımsatan açık bir kapitalizm eleştirisi yapan bu güçlü sosyal gerçekçi dram, özellikle başrolündeki Vincent Lindon’un performansıyla büyük övgü aldı.
Fragman:
647
Gösterim Tarihi: 24 Ekim 2015 Cumartesi, Saat: 13:30
Mekan: Korupark Cinetech
Ödüller: 2015 Berlin Büyük Jüri Ödülü
Orjinal Adı: El Club
Türkçe Adı: The Club
Yönetmen: Pablo Larrain
Senaryo: Pablo Larrain, Guillermo Calderon, Daniel Villalobos
Oyuncular: Roberto Farias, Antonia Zegers
Yapım Yılı: 2015
Ülke: Şili
Süre: 97 dk.
Konu: Pablo Larraín’in Oscar’lı No’nun ardından yönettiği The Club, aşılmaz duvarların ardındaki sırlarla dolu Katolik Kilisesi’ne sert bir eleştiri yönelten, mizahi bir bakışı da ihmal etmeyen, karanlık bir film. Küçük bir sahil kasabasında, gözlerden uzakta bir evde dört eski rahip kalıyor. Bu ıssız yere, ağza alınmayacak günahlarından kurtulmaları için yollanmışlar. Başlarında katı düzenlerini takip eden sert bir kadın kâhya var. Fakat henüz gözden düşmüş bir beşinci rahibin evlerine gelmesiyle bu hassas düzen bozulacak, geride kaldığını sandıkları geçmişleri yüzlerine vurulacak, Araf’taki bu günahkârların karanlık sırları açığa çıkacaktır.
The Club da Şili'nin Oscar adayı olarak açıklandı.
The Club da Şili'nin Oscar adayı olarak açıklandı.
Fragman:
645
FilmEkimi 2015 Bursa'nın Açılış Filmi
Gösterim Tarihi: 23 Ekim 2015 Cuma, Saat: 11:00
Mekan: Korupark Cinetech
Orjinal Adı: The Program
Türkçe Adı: Son Efsane
Yönetmen: Stephen Frears
Senaryo: John Hodge, David Walsh
Oyuncular: Ben Foster, Chris O'dowd
Yapım Yılı: 2015
Ülke: İngiltere
Süre: 105 dk.
Konu: Spor tarihinin en büyük skandalının perde arkasını gözler önüne süren Son Efsane, Tour de France’ı yedi kez kazanan Lance Armstrong’un yükselişi ve düşüşünü anlatıyor. Spor dünyasının en büyük (ve en zengin) kahramanlarından biri olarak emekli olan Armstrong’un karizması ve yeteneği, spor yazarı David Walsh’ın dikkatini çeker. Walsh’ın dikkatini çeken başka şeyler de vardır, fakat gazeteci bu sert iddiaları yüzünden dışlanır. Armstrong’un gerçek yüzü ancak yıllar sonra ortaya çıkacaktır. Walsh’ın Yedi Ölümcül Günah adındaki kitabından sinemaya aktarılan Son Efsane, ilk gösterimini Eylül ayında Toronto Film Festivali’nde yaptı.
Yönetmen: Stephen Frears
Senaryo: John Hodge, David Walsh
Oyuncular: Ben Foster, Chris O'dowd
Yapım Yılı: 2015
Ülke: İngiltere
Süre: 105 dk.
Konu: Spor tarihinin en büyük skandalının perde arkasını gözler önüne süren Son Efsane, Tour de France’ı yedi kez kazanan Lance Armstrong’un yükselişi ve düşüşünü anlatıyor. Spor dünyasının en büyük (ve en zengin) kahramanlarından biri olarak emekli olan Armstrong’un karizması ve yeteneği, spor yazarı David Walsh’ın dikkatini çeker. Walsh’ın dikkatini çeken başka şeyler de vardır, fakat gazeteci bu sert iddiaları yüzünden dışlanır. Armstrong’un gerçek yüzü ancak yıllar sonra ortaya çıkacaktır. Walsh’ın Yedi Ölümcül Günah adındaki kitabından sinemaya aktarılan Son Efsane, ilk gösterimini Eylül ayında Toronto Film Festivali’nde yaptı.
Fragman: